DiscoverTürkiye'de Dijital Pazarlama
Türkiye'de Dijital Pazarlama
Claim Ownership

Türkiye'de Dijital Pazarlama

Author: Faruk Toprak

Subscribed: 145Played: 1,043
Share

Description

Türkiye’de Dijital Pazarlama, markanızı dijitalde büyütmek isteyenler için hazırlanmış, strateji ve performans odaklı bir podcasttir. Ben Faruk Toprak. Bu podcastte dijital pazarlamaya dair ezberleri değil, gerçek sonuç üreten sistemleri konuşuyoruz.

Yalnızca trendleri konuşmuyoruz; yapay zeka destekli reklam yönetimi, dönüşüm odaklı funnel kurguları, retention ve müşteri sadakati, CRM ve otomasyon sistemleri, performans pazarlamasında ölçekleme, veriyle karar alma ve markanızı algoritmaların gözünde değerli hale getiren yaklaşımları net ve uygulanabilir şekilde ele alıyoruz.
IG: @frktprk
77 Episodes
Reverse
2025 Sonbaharında Dijital Reklam Trendleri Neleri Değiştirecek?2025 sonbaharıyla birlikte dijital reklam dünyası yepyeni bir döneme giriyor. Yapay zeka destekli kampanya optimizasyonlarından çerezsiz dünyaya geçişe, dikey video içeriklerden mikro-influencer iş birliklerine kadar markaları bekleyen büyük bir dönüşüm var. Bu bölümde, sonbahar sezonuna hazırlanırken öne çıkacak dijital reklam trendlerini derinlemesine ele alıyorum.Yapay zekanın reklam metinlerini, görsellerini ve hedeflemeyi nasıl dönüştürdüğünü, dinamik ve kişiselleştirilmiş reklam deneyimlerinin satışlara nasıl katkı sağladığını, sesli arama ve podcast reklamlarının neden yükselişte olduğunu konuşuyoruz. Google’ın 3rd party çerezleri tamamen kaldırmasıyla birlikte markaların nasıl first-party data toplaması gerektiğine, CRM entegrasyonlarının önemine ve kullanıcı verisi yönetiminde şeffaflığın neden kritik hale geldiğine değiniyoruz.2025 sonbaharının en büyük sürprizlerinden biri de video reklamların geleceği. TikTok, Instagram Reels ve YouTube Shorts’un yön verdiği 9:16 dikey video formatı artık tüm platformlarda ana akım haline geldi. Tüketicilerin samimi, hızlı ve gerçekçi içeriklere verdiği tepki, markaları daha doğal reklam stratejileri geliştirmeye zorluyor. Aynı zamanda etkileşimli ve alışverişe yönlendiren reklam modelleri — örneğin canlı yayın üzerinden alışveriş, AR ile ürün deneme deneyimleri veya QR kod entegreli kampanyalar — e-ticaret tarafında devrim yaratıyor.Mikro-influencer iş birlikleri de sonbaharın dikkat çeken trendlerinden biri. Büyük kitlelere ulaşan makro influencer’ların yerini, topluluklarıyla güçlü bağ kuran ve yüksek etkileşim sağlayan mikro influencer’lar alıyor. Özellikle moda, teknoloji, kozmetik ve yerel işletmeler için bu iş birlikleri daha organik ve sürdürülebilir sonuçlar doğuruyor.Bir diğer öne çıkan başlık ise artırılmış gerçeklik (AR) ve metaverse deneyimleri. Tüketiciler ürünleri satın almadan önce sanal ortamda deneyimlemek istiyor. Sonbaharda markaların, kullanıcıların evinden çıkmadan ürünleri test edebileceği AR çözümlerine daha fazla yatırım yapacağını göreceğiz.Performans pazarlamasında ölçümleme yöntemleri de ciddi bir dönüşüm içinde. Çerezsiz dünyada incrementality testleri, Marketing Mix Modeling (MMM) ve platform içi dönüşüm API’leri markaların reklam etkinliğini anlamasında kritik hale geliyor. Türkiye’deki markalar için Meta Conversion API ve Google Ads Enhanced Conversions geçişleri önümüzdeki aylarda gündemin üst sıralarında olacak.Ve son olarak sonbaharın ruhuna uygun bir trend: duygusal hikaye anlatımı. İnsanlar sadece indirim veya satış mesajı görmek istemiyor. Onlarla empati kuran, sürdürülebilirlik ve sosyal sorumluluk projelerine yer veren markalar, daha güçlü bir marka bağlılığı oluşturacak. Bu, özellikle yıl sonuna doğru yapılacak kampanyalarda tüketici tercihlerini doğrudan etkileyecek.Kısacası 2025 sonbaharı dijital reklamlarda akıllı teknolojilerin, kişiselleştirilmiş deneyimlerin ve güvene dayalı pazarlamanın yılı olacak. Rekabetin bu kadar yoğun olduğu bir dönemde öne çıkmak isteyen markaların bu trendlere hızla uyum sağlaması gerekiyor.Bu bölümde sizlere sadece trendleri anlatmıyorum, aynı zamanda bu değişimlere nasıl hazırlanabileceğinizi, markanızı geleceğe taşıyacak hangi stratejilere odaklanmanız gerektiğini de paylaşıyorum.Türkiye’de Dijital Pazarlama Podcasti’nin bu bölümünü dinleyerek hem 2025 sonbaharındaki reklam dünyasına yön veren dinamikleri öğrenecek hem de kendi kampanyalarınızı daha güçlü kılacak fikirler bulacaksınız.Ben Faruk Toprak. Eğer bu bölümden ilham aldıysanız, podcasti takip etmeyi unutmayın. Görüş ve sorularınız için bana faruk@joykek.com üzerinden ya da Instagram’da @frktprk hesabımdan ulaşabilirsiniz.
00:00 - Bu bölüm neden can yakacak ve kimler dinlemeli00:44 Hata 1 - Reklam sihirli değnek sanılıyor01:39 Hata 2 - Ürün sayfasını katalog gibi kullanmak02:34 Hata 3 - Herkese aynı reklamı göstermek03:22 Hata 4 - Dönüşüm ve KPI takibinin yanlış kurulması04:54 Hata 5 - Güven unsurlarını küçümsemek05:42 Hata 6 - Sepeti terk eden müşteriyi unutmak06:33 Hata 7 - Kısa vadeli düşünmek ve sistem kurmamakSevgili dostum, bu bölüm biraz can yakabilir. Baştan uyarıyorum.Çünkü bugün ajans olarak neredeyse her hafta, her ay, her projede karşımıza çıkan ve satışları sessizce sabote eden 7 büyük e-ticaret hatasını tüm açıklığıyla masaya yatırıyorum.Üstelik bu hatalar sadece yeni başlayan markalarda değil, milyonluk ciro yapan firmalarda da karşımıza çıkıyor.E-ticarette işler yolunda gitmediğinde çoğu zaman ilk suçlanan şey reklam oluyor.Reklam bütçesi artırılıyor, kreatifler değiştiriliyor, platformlar suçlanıyor.Ama gerçek şu ki problem çoğu zaman reklamda değil, sistemin kendisinde yatıyor.Eğer reklam veriyorum ama satış gelmiyor diyorsan,ROAS düşüyor, sepetler dolup boşalıyorsa,ziyaretçi var ama ödeme yoksa,bu bölüm tam olarak senin için hazırlandı.Bu bölümde ajans olarak sahada en sık karşılaştığımız şu soruların cevabını net bir şekilde veriyorum:Neden iyi reklam kötü sonuç verir?Neden trafik var ama satış yoktur?Neden bazı siteler aynı bütçeyle çok daha fazla kazanır?Ve neden bazı markalar sürekli daha fazla reklam bütçesi yakar?Konuştuğumuz 7 hata, küçük detaylar gibi görünse de bir araya geldiğinde e-ticaret markalarının büyümesini ciddi şekilde yavaşlatıyor.Ürün sayfalarının satış yerine katalog gibi hazırlanması,herkese aynı mesajın gösterilmesi,dönüşüm takibinin yanlış veya eksik kurulması,güven unsurlarının hafife alınması,sepeti terk eden kullanıcıların tamamen unutulmasıve en önemlisi kısa vadeli düşünme alışkanlığı…Bu bölümde sadece “şu yanlış” demekle kalmıyorum.Neden yanlış olduğunu, neye mal olduğunu ve nasıl düzeltilmesi gerektiğini de ajans perspektifiyle anlatıyorum.E-ticarette sürdürülebilir büyüme, sadece reklam vermekle değil;doğru sistem kurmakla, doğru mesajı doğru kişiye doğru zamanda göstermekle mümkün oluyor.Bu bölümü dinledikten sonra sitene, reklamlarına ve satış süreçlerine çok daha farklı bir gözle bakacağına eminim.Eğer bu 7 maddeden en az 2–3 tanesi bizde var diyorsan, yalnız değilsin.Ama iyi haber şu: Bu hataların hepsi düzeltilebilir.Yeter ki problemi reklamda değil, sistemde aramayı öğren.Bu bölüm, e-ticarette neden takıldığını gerçekten anlamak isteyenler için hazırlandı.Dinle, not al, sitene tekrar bak.
00:00 Karakterler her yerde, önce arketipini tanı03:20 Umut abinin konuşma korkusu ve yüzleşme06:20 NLP ve arketipleri pazarlamaya çevirme07:10 Hedef kitle var, karakter analizi yok12:40 Dost ve Ebedi Çocuk deneyim, özgünlük, eğlence14:00 Kampanya değil hikaye, ürün değil deneyim16:45 Amazon ve Savaşçı başarı, kanıt, sayılar18:30 Joykek örnekleri, karar verici neden sayı ister22:10 Filozof ve Mistik anlam, değer, neden sorusu24:20 İşe alım ve devir teslimde karakter uyumuBu bölümde pazarlamanın en çok gözden kaçırdığı ama dönüşümü doğrudan belirleyen bir gerçeği masaya yatırıyoruz. Herkese aynı reklamı göstererek satış yapmaya çalışıyoruz, ama herkes aynı sebeple satın almıyor. Umut abiyle birlikte arketipler ve karakter tipleri üzerinden şunu netleştiriyoruz: Ürününüz aynı kalsa bile mesajınız yanlış karaktere gidiyorsa reklamınız boşa gider.Sohbetin ilk kısmında Umut abinin topluluk önünde konuşma korkusunu nasıl fark ettiğini, bu korkunun arkasındaki reddedilme düşüncesini ve yüzleşmenin nasıl bir dönüşüm yarattığını konuşuyoruz. Buradan pazarlamaya geçiş yapıyoruz, çünkü korku ve belirsizlik sadece bireylerin değil, işletmelerin de kaderini belirliyor. Bir marka riskten kaçtığında, yeni bir şey denemediğinde ya da sürekli aynı dili konuştuğunda aslında görünmez bir fren çekmiş oluyor.Sonra karakter modelini pazarlama diliyle çerçeveliyoruz. Google ve Meta size yaş, cinsiyet, ilgi alanı verir ama karakter vermez. Peki markanız bunu nasıl çözer? Ürününüzü kullanan müşterileri dinleyerek, kısa görüşmeler yaparak, toplantılarda kullanılan kelimeleri yakalayarak ve satın alma motivasyonunu çözerek. Dost ve Ebedi Çocuk tarafında yeni deneyim, özgünlük ve eğlence beklentisini görüyoruz. Bu kitleye kampanya anlatmak yerine hikaye anlatmanız, ürün söylemek yerine deneyimi hissettirmeniz gerek…Amazon ve Savaşçı tarafında ise başarı, rekabet ve kanıt ihtiyacı öne çıkıyor. Bu kitleye romantik vaatler değil, net sonuçlar, sayı, referans ve başarı hikayeleri gerekir. Joykek müşteri toplantılarında karar vericilerin neden rakam istediğini, case study ile başlamanın neden oyunu değiştirdiğini ve sunumun ilk 3 dakikasında hangi verilerin masaya konması gerektiğini konuşuyoruz. Ne harcadık, ne kazandık, nereden nereye gideceğiz soruları bu karakterin doğal dili.Filozof ve Mistik çizgisinde ise neden sorusu var. Değer, vizyon, anlam ve derinlik arayan bir kitleye sadece indirim konuşursanız bağ kuramazsınız. Burada içerik, manifesto, marka hikayesi, uzmanlık ve uzun format anlatım devreye girer. Bu karaktere satış baskısı değil, düşünce liderliği ve güven veren bir anlatı gerekir.Bölümün sonunda bu bilginin sadece reklam metinlerinde değil, ekip kurulumunda, işe alımda, departman yerleşiminde ve devir teslim süreçlerinde nasıl kullanılabileceğine değiniyoruz. İstediğinize değil isteyene devredersiniz cümlesi bu bölümün işletme tarafındaki en kritik anahtarı. Doğru karakter doğru rolde olduğunda hem ekip huzuru hem performans hem de büyüme daha kolay olur.Dinlerken kendinize şu üç soruyu sorun: Markanız hangi karakter diliyle konuşuyor, müşteriniz hangi karakter diliyle dinliyor, reklamınız hangi karakteri hedefliyor? Bu üçü aynı hizaya geldiğinde dönüşümler hızlanır, yanlış hizadaysa bütçe yanar.
03:17 Gestalt nedir beyin kararları nasıl verir04:07 Yakınlık ilkesi web sitesi ve mağaza örnekleri05:25 Benzerlik ilkesi güven ve marka algısı06:31 Tamamlama ilkesi beynin boşlukla ilişkisi07:31 Merak yaratan eksik mesajlar neden çalışır08:42 Billboard ve outdoor pazarlamada tamamlama örneği08:59 Süreklilik ilkesi göz yolu nasıl tasarlanır10:25 Şekil zemin ilişkisi CTA neden görünmez olur12:17 Psikoloji ve pazarlamada algı kısa yolları13:01 Semiha ile tasarım ve algı üzerine sohbet16:15 Gerçek projelerde Gestalt nasıl kullanılıyor17:18 Tasarımcıların en sık yaptığı Gestalt hatalarıBu bölümde sana çok temel ama çoğu markanın fark etmeden hata yaptığı bir konudan bahsediyorum: İnsanlar neden tıklıyor, neden kaçıyor?Bir web sitesine girdiğinde ya da bir reklam gördüğünde, bazen hiçbir şey yapmadan çıkarsın. Bazen de hiç planlamadığın halde tıklarsın, incelersin, hatta satın alırsın. İşte bu kararların büyük kısmı mantıkla değil, algı ile verilir. Ve bu algının arkasında Gestalt psikolojisi vardır.Gestalt İlkeleri bize şunu söyler: İnsan beyni dünyayı tek tek parçalar halinde değil, bir bütün olarak algılar. Yani kullanıcı senin sayfanda butonları, görselleri, metinleri ayrı ayrı incelemez. Beyni onları gruplayarak, tamamlayarak ve anlamlandırarak hızlıca karar verir.Bu bölümde Gestalt’ın temel prensiplerini pazarlama ve satış perspektifinden ele alıyorum. Yakınlık, benzerlik, tamamlama, süreklilik, şekil-zemin ve ortak kader gibi kavramların; web sitelerinde, reklamlarda, e-ticaret sayfalarında ve offline pazarlamada nasıl çalıştığını gerçek örneklerle anlatıyorum.Bir tasarım neden güzel olduğu halde satmaz?Bir reklam neden teknik olarak doğru ama etkisiz kalır?Neden bazı mağazalarda insanlar rahatça gezerken bazılarında hızlıca çıkmak ister?Bu soruların cevapları estetikte değil, algı yönetiminde gizlidir.Bölüm boyunca sadece dijital örneklerle sınırlı kalmıyoruz. Mağaza vitrinlerinden raf dizilimlerine, broşür tasarımlarından outdoor reklamlara kadar Gestalt İlkeleri’nin offline pazarlamada nasıl kullanılabileceğini de detaylı şekilde konuşuyoruz.Ayrıca insan psikolojisiyle pazarlamayı birleştirerek şuna odaklanıyoruz: Beyin neden düzeni sever, neden karmaşadan kaçar ve neden bazı markalara fark etmeden güvenir.Eğer web sitende dönüşümler düşükse, reklamların tıklanıyor ama satışa dönmüyorsa ya da mağazana giren müşteri karar vermekte zorlanıyorsa, sorun çoğu zaman fiyat değil, mesaj değil, ürün değil; algıdır.Bu bölüm sana şunu kazandıracak:Kullanıcıyı ikna etmeye çalışmadan nasıl yönlendirebileceğiniDaha az anlatarak nasıl daha çok sattırabileceğiniTasarımı sadece görsel değil, stratejik bir satış aracı olarak nasıl kullanacağınıBen Faruk Toprak. Türkiye’de Dijital Pazarlama Podcast’inde bu bölümde insan beyninin satın alma kararlarını nasıl verdiğini, Gestalt psikolojisi üzerinden sade, net ve uygulanabilir şekilde ele alıyoruz.Dinledikten sonra markana, web sitene ve reklamlarına bir daha aynı gözle bakamayacaksın.
00:12 QR kodla başlayan gerçek AR deneyimi01:11 AR ve VR nedir temel farklar01:59 Pazarlamada AR mı VR mı ne zaman hangisi03:35 Gerçek kampanya örnekleri ve kullanım senaryoları03:48 Ürünü denet iade oranını düşür05:07 AR ile oyunlaştırılmış kampanyalar06:53 En çok kullanılan sektörler09:49 Offline pazarlamada AR ve VR farkı11:18 Markalar AR ve VR’a nasıl başlamalı12:45 Ölçümleme ve dönüşüm takibi13:54 En sık yapılan hatalar15:02 Markalar için net aksiyon planıArtık reklamlar izlenmiyor, yaşanıyor.Bu bölümde artırılmış gerçeklik (AR) ve sanal gerçeklik (VR) teknolojilerinin pazarlamayı nasıl kökten değiştirdiğini, markanıza nasıl gerçek bir deneyim alanı açtığını tüm detaylarıyla konuşuyoruz.Bugüne kadar pazarlama çoğunlukla şuna dayanıyordu:Mesajı göster, dikkat çek, tıklat, sat.Ama AR ve VR ile birlikte bu denklem değişti. Artık kullanıcı sadece reklamı görmüyor; ürünle etkileşime giriyor, deniyor, keşfediyor ve kararını çok daha hızlı veriyor. İşte bu bölüm tam olarak bu dönüşümün ne anlama geldiğini anlatıyor.Bölümün ilk kısmında şunu netleştiriyoruz:AR nedir, VR nedir, aralarındaki fark ne ve pazarlama tarafında hangisi ne zaman kullanılmalı?AR’ın günlük hayata neden daha hızlı girdiğini, VR’ın neden daha yüksek “wow etkisi” yarattığını ve bu iki teknolojinin markalar için hangi hedeflere hizmet ettiğini sade bir dille ele alıyoruz.Devamında gerçek kampanya mantıkları ve örnek kurgulara giriyoruz.Bir ürünün AR ile denetilmesi iade oranlarını nasıl düşürüyor?Ambalajlar, afişler ve mağaza içi materyaller nasıl “konuşur” hale geliyor?Offline bir temas noktası, doğru bir AR deneyimiyle nasıl ölçülebilir bir satış kanalına dönüşüyor?Bu soruların tamamını somut örnekler üzerinden açıklıyorum.Bölümde özellikle şu konulara detaylıca değiniyoruz:• AR ve VR’ın pazarlamada neden klasik reklamlardan çok daha güçlü olduğu• E-ticaret, kozmetik, moda, mobilya, otomotiv, gayrimenkul ve turizm sektörlerinde nasıl kullanıldığı• Sosyal medya filtrelerinin sadece eğlence değil, satış ve marka hatırlanması için nasıl kurgulanması gerektiği• VR showroom ve deneyim alanlarının etkinliklerde ve fuarlarda nasıl fark yarattığı• Offline pazarlamada QR, NFC ve görsel tanıma ile AR entegrasyonunun nasıl yapılacağıAyrıca bu teknolojilere nereden ve nasıl başlanması gerektiğini de adım adım ele alıyoruz.Hangi hedef için hangi format daha doğru?WebAR mı, sosyal AR mı, VR deneyimi mi?Bu işin ölçümlemesi nasıl yapılmalı, CRM ve remarketing tarafına nasıl bağlanmalı?Sadece “havalı” değil, gerçekten sonuç üreten AR ve VR kurguları nasıl oluşturulur?Bölümün sonunda ise en sık yapılan hataları ve markaların neden bu alanda başarısız olabildiğini açıkça konuşuyorum. Çünkü AR ve VR doğru stratejiyle birleşmediğinde sadece kısa süreli bir eğlence olarak kalıyor. Doğru kurgulandığında ise pazarlama funnel’ının çok güçlü bir parçasına dönüşüyor.Eğer markanız için yeni nesil, deneyim odaklı ve gerçekten fark yaratan pazarlama yöntemlerini merak ediyorsanız, bu bölüm tam size göre.Ben Faruk Toprak.Türkiye’de dijital pazarlamanın bugününü ve yarınını birlikte konuşmaya devam ediyoruz.
00:00 Açılış Herkese Aynı Reklam Devri Neden Bitti01:50 Hiper Kişiselleştirmenin Ne Olduğunu Anlamak03:00 Gerçek Bir Hiper Kişiselleştirme Hikayesi05:00 Hiper Kişiselleştirmenin 3 Temeli Veri Otomasyon Doğru Zaman07:00 Davranış Verisi ve Doğru Zamanlama09:00 E-Ticarette Hiper Kişiselleştirme Nasıl Satış Getirir11:00 B2B ve SaaS’ta Kişiye Özel Deneyimler13:00 Offline Dünyada Hiper Kişiselleştirme Mağazacılık ve QR15:00 Etik Sınırlar Güven ve İzin16:30 Nasıl Başlanır Uygulanabilir İlk Adımlar ve KapanışBu bölümde dijital pazarlamanın en kritik kırılım noktalarından birini ele alıyorum: Herkese aynı reklamı gösterme devri neden bitti ve hiper kişiselleştirilmiş pazarlama deneyimleri neden artık bir tercih değil zorunluluk haline geldi.Bugün bir kullanıcı olarak hepimiz aynı döngünün içindeyiz. Sabah sosyal medyada bir reklama denk geliyoruz, gün içinde Google’da benzer bir arama yapıyoruz, bir siteye girip ürünlere bakıyoruz, belki sepete ekleyip çıkıyoruz. Ardından e-posta geliyor, WhatsApp mesajı düşüyor, akşam başka bir platformda aynı markayı tekrar görüyoruz. Ama bazı markalar bunu rahatsız edici şekilde yaparken bazıları tam tersine bizi gerçekten anlıyormuş hissi veriyor. İşte bu bölümde o farkın nereden geldiğini konuşuyoruz.Hiper kişiselleştirme sadece müşteriye adıyla hitap etmek değil. Müşterinin davranışını, niyetini, bulunduğu aşamayı ve karar verme sürecindeki engelleri anlamak demek. Bir müşteri fiyat yüzünden mi almıyor, kararsız olduğu için mi, güven problemi yaşadığı için mi yoksa zamanlama mı yanlış. Bu soruların her biri farklı bir mesaj, farklı bir teklif ve farklı bir kanal gerektiriyor. Aynı reklamla, aynı metinle herkese ulaşmaya çalışmak artık çalışmıyor.Bu bölümde hiper kişiselleştirmenin temelini oluşturan üç ana yapıdan bahsediyorum. Doğru veri, doğru otomasyon ve doğru zamanlama. Davranış verisinin neden CRM’de duran statik bilgilerden çok daha değerli olduğunu, otomasyonun sadece mesaj göndermek değil senaryo kurmak anlamına geldiğini ve zamanlamanın satış üzerindeki etkisini net örneklerle anlatıyorum.E-ticaret tarafında ürün önerilerinden sepet terk senaryolarına, dinamik içeriklerden mikro segmentlere kadar hiper kişiselleştirmenin nasıl satışa dönüştüğünü detaylı şekilde ele alıyorum. Her sepet terk eden kullanıcıya indirim göndermenin neden yanlış olabileceğini, bazen sosyal kanıtın bazen hız vurgusunun bazen de güven mesajlarının çok daha etkili sonuçlar verdiğini paylaşıyorum.B2B ve SaaS dünyasında hiper kişiselleştirmenin neden genelde göz ardı edildiğini ama aslında en büyük potansiyelin burada olduğunu anlatıyorum. Web sitesine giren ziyaretçinin sektörüne, ihtiyacına ve rolüne göre içerik ve teklif sunmanın satış süreçlerini nasıl hızlandırdığını örneklerle aktarıyorum.Offline pazarlama tarafında ise mağazacılık, etkinlikler ve fiziksel temas noktalarında hiper kişiselleştirmenin nasıl uygulanabileceğini konuşuyoruz. QR kodlar, sadakat sistemleri, mağaza içi deneyimler ve satış ekiplerinin veriyle desteklenmesinin neden fark yarattığını ele alıyorum.Bölümün sonunda hiper kişiselleştirmenin etik tarafına özellikle değiniyorum. Müşteriye değer sunmakla müşteriyi rahatsız etmek arasındaki ince çizgiyi, izinli iletişimin ve frekans kontrolünün neden kritik olduğunu vurguluyorum. Çünkü uzun vadede kazanan markalar, müşteriyi manipüle edenler değil, gerçekten anlayanlar oluyor.Eğer pazarlamada daha yüksek dönüşüm, daha güçlü müşteri ilişkileri ve daha akıllı bir sistem kurmak istiyorsanız bu bölüm tam size göre. Hiper kişiselleştirilmiş pazarlama geleceğin değil bugünün gerçeği. Keyifli dinlemeler.
2026 yılına girerken dijital pazarlama artık bildiğimiz yerden konuşulmuyor. Algoritmalar değişti, kullanıcı değişti, rekabet sertleşti. Bu bölümde sana trend listesi değil, önümüzdeki dönemde pazarlamada ayakta kalanlarla silinenleri ayıracak gerçek kırılımları anlatıyorum.Bu bölümde 2026 yılında pazarlamayı baştan aşağıya değiştirecek 8 büyük kırılımı ele alıyoruz. Yapay zekanın sadece destekleyen bir araç olmaktan çıkıp karar veren sistemlere dönüşmesini, SEO ve arama davranışlarının linklerden cevaplara evrilmesini, privacy first dünyada veriyi doğru kullanan markaların nasıl öne çıkacağını detaylarıyla konuşuyoruz.Aynı zamanda içerik tarafında neden artık kusursuz metinlerin değil samimi ve gerçek anlatıların kazandığını, reklamların neden daha az reklam gibi olmak zorunda kaldığını, mikro toplulukların ve niş kitlelerin markalar için neden altın değerinde olduğunu bu bölümde net örneklerle aktarıyorum.Bu bölümde şunları duyacaksın:• Yapay zeka destekli otonom pazarlama sistemleri• Sesli ve zeki aramaların SEO’yu nasıl dönüştürdüğü• Çerezsiz dünyada akıllı veri kullanımı• Gerçek ve samimi içeriğin yükselişi• Yeni nesil reklam deneyimleri• Mikro toplulukların gücü• Davranışsal ölçümleme ve yeni performans metrikleri• Tüm bu sistemlerin ortasında insan faktörünün önemiEğer hâlâ 2023 refleksleriyle kampanya kuruyor, sadece tıklama ve dönüşüm sayarak ilerliyorsan bu bölüm senin için ciddi bir uyarı niteliğinde. Çünkü 2026’ya hazırlanmak yeni araçlar almak değil, zihniyeti değiştirmek demek.Bu bölümde amacım seni korkutmak değil, hazırlamak. Pazarlamayı otomasyonla ayakta tutan mı olacaksın, yoksa otomasyon sayesinde büyüyen marka mı, bu farkı net şekilde ortaya koyuyoruz.Dijital pazarlama, reklam, içerik, SEO, CRM ve büyüme stratejileriyle ilgileniyorsan bu bölümü mutlaka sonuna kadar dinle. Dinledikten sonra da kendine şu soruyu sor: Markan 2026’ya gerçekten hazır mı?Keyifli dinlemeler 🎙️
Tam 71 bölüm olmuş... 3. Sezonun son final bölümünden herkese merhaba.. Bu bölümde bilgi vermekten çok, durup nefes alıyorum ve seninle sohbet ediyorum.2019 yılında New York’ta, Manhattan’da bir Best Buy mağazasından aldığım 100 dolarlık bir mikrofonla başlayan bu yolculuğun beni bugünlere nasıl getirdiğini anlatıyorum. O dönem podcast Türkiye’de neredeyse hiç konuşulmuyordu. Dinlenme sayıları, istatistikler, takipçi grafikleri yoktu. Sadece kaydediyor ve paylaşıyordun. Ben de öyle yaptım. Hatalı kelimelerle, nefes boşluklarıyla, hiç editlenmemiş kayıtlarla… Ama samimi.Bu podcast benim için hiçbir zaman sadece dinlenmek ya da popüler olmakla ilgili olmadı. Kendimi daha iyi ifade edebilmek, daha iyi konuşabilmek ve her bölümde bir önceki Faruk’tan biraz daha iyi bir Faruk olabilmekti derdim. Zamanla bunun beni ne kadar dönüştürdüğünü fark ettim. Konuştukça açıldım, anlattıkça netleştim, kayıt aldıkça geliştiğimi hissettim.2020’de Türkiye’ye dönüş, ardından pandemi, zorunlu duraklamalar, ara verilen bölümler… Hayatın kendi akışı podcast temposunu da etkiledi. 2021’de yavaş yavaş geri dönüşler oldu. Ayda bir bölüm, yılda birkaç kayıt… Derken 2024’te kendime şu soruyu sordum: Neden duruyorum?Bu noktada Ertan abinin desteği ve teşviki benim için çok kıymetliydi. Onun sözüyle tekrar düğmeye bastım. Ve 2025 Nisan ayından itibaren, bir hafta bile aksatmadan her hafta yeni bir bölüm paylaştım. Bu istikrar benim için çok şey ifade ediyor.Bu bölümde sadece podcastten değil, 2025’in bende bıraktıklarından da bahsediyorum. Hepimizin sınandığı, zorlandığı, bazen yorulduğu bir yıldı. Ama aynı zamanda çok şey öğretti. Sabretmeyi, yeniden denemeyi, vazgeçmemeyi…2024’te aldığım NLP eğitiminin hayatıma nasıl dokunduğunu, bakış açımı nasıl değiştirdiğini, başarı kavramıyla nasıl yüzleştiğimi samimi bir şekilde paylaşıyorum. Dibe düştüğümüzde aslında orada bir elmas olduğunu, önemli olanın onu fark edip yukarıya onunla çıkmak olduğunu anlatıyorum.2025’te yaptığım yolculuklar, Ürdün’de Petra, Mekke ve Medine deneyimi, Orta Doğu’yla kurduğum bağ ve 2026 hedeflerim de bu sohbetin bir parçası. Dubai’de Joykek’i büyütme hayali, videocast planları ve yeni bir düzene geçiş düşüncesi de bu bölümde yer alıyor.Bu bölüm, yılın son günü için. Bir veda olduğu kadar bir teşekkür. Uzun zamandır beni dinleyenlere, yeni tanışanlara, bu yolculukta bana dokunan herkese içten bir teşekkür.Eğer bu podcast sana bir noktada eşlik ettiyse, yalnız olmadığını hissettirdiyse ya da bir düşünceyi tetiklediyse, bu bölüm senin için.2025’e teşekkür etmeyi unutma.2026’ya umutla bakalım.
2026’ya doğru giderken sosyal medyada çok net bir kırılma yaşıyoruz. Reklamlar izlenmiyor, uzun videolar yarıda bırakılıyor, klasik influencer iş birlikleri eski gücünü kaybediyor. Ama tam bu noktada bambaşka bir format sahneye çıkıyor ve algoritmaların da kullanıcıların da favorisi haline geliyor. Kısa drama videoları. Bu bölümde, 2026’da sosyal medyayı neden bu formatın kasıp kavuracağını, markalar için ne anlama geldiğini ve neden artık hikaye anlatmadan satış yapmanın neredeyse imkansız hale geldiğini tüm detaylarıyla konuşuyoruz.Kısa drama videoları dediğimiz şey, genellikle 15 ila 60 saniye arasında süren, izleyiciyi ilk birkaç saniyede yakalayan, duygu yaratan ve finalinde mutlaka bir merak unsuru bırakan mini hikayelerden oluşuyor. Aşk, ayrılık, aile içi çatışmalar, dostluk, hayal kırıklıkları, başarı hikayeleri ya da beklenmedik sürprizler… Hepsi çok kısa sürede ama çok güçlü bir etkiyle anlatılıyor. İnsanlar artık dizi izler gibi değil, duygu yaşamak için video izliyor ve bu format tam olarak bunu sağlıyor.Bu içeriklerin bu kadar hızlı yayılmasının en büyük nedeni dikkat süresinin ciddi şekilde kısalmış olması. Kullanıcılar uzun uzun anlatılan reklamları değil, kendilerinden bir parça buldukları sahneleri izlemek istiyor. Kısa drama videoları tam da bu noktada devreye giriyor. İzleyici, kendini hikayenin içinde hissediyor, karakterle empati kuruyor ve farkında olmadan video sonuna kadar kalıyor. Algoritmalar da bunu seviyor. İzlenme süresi yükseliyor, paylaşım oranı artıyor ve video organik olarak çok daha fazla kişiye ulaşıyor.Bugün bu formatın en güçlü olduğu platformların başında TikTok geliyor. Hikaye bazlı içerikler TikTok algoritmasında çok hızlı yayılıyor. Ardından YouTube Shorts geliyor. YouTube, kısa ama anlamlı hikayelere sahip videoları daha uzun süre dolaşımda tutuyor. Instagram Reels ise özellikle duygusal drama içeriklerinde paylaşım ve kaydetme oranlarıyla öne çıkıyor. Üç platformda da ortak nokta şu: Duygu varsa erişim var.Bu trend sadece Türkiye’de değil, global ölçekte de ciddi bir yükselişte. Çin, Hindistan, Amerika, Filipinler ve Endonezya gibi ülkelerde kısa drama videoları adeta mini dizi formatına dönüşmüş durumda. Bazı içerikler 5-6 bölüm halinde yayınlanıyor ve kullanıcılar devamını görmek için hesapları takip ediyor, bildirimleri açıyor. Bu da markalar için inanılmaz bir fırsat anlamına geliyor. Çünkü artık insanlar reklama değil, hikayeye bağlanıyor.Gelir modelleri tarafında da tablo çok net. İçerik üreticileri bu videolardan platform gelir paylarıyla kazanç elde ederken, asıl büyük kazanç sponsorluk ve marka entegrasyonlarından geliyor. Markalar ürünlerini doğrudan satmaya çalışmak yerine, hikayenin bir parçası haline getiriyor. Bir sahnede kullanılan bir ürün, bir karakterin hayatını kolaylaştıran bir çözüm ya da hikayenin akışını değiştiren küçük bir detay olarak yer alıyor. İzleyici bunu reklam gibi algılamıyor ama marka akılda kalıyor.Bu bölümde ayrıca markaların kısa drama videolarını nasıl kullanması gerektiğini, hangi sektörlerin bu formatta daha hızlı sonuç aldığını ve neden 2026’da klasik reklam videolarının yerini hikaye bazlı içeriklerin alacağını detaylarıyla ele alıyorum. Eğer bir markanız varsa, içerik üretiyorsanız ya da sosyal medyada büyümek istiyorsanız bu trendi görmezden gelmek artık mümkün değil.Kısacası, 2026’da sosyal medyada öne çıkmak isteyen herkesin şunu çok iyi anlaması gerekiyor: İnsanlar ürün değil, duygu satın alıyor. Ve kısa drama videoları bu duyguyu en hızlı ve en etkili şekilde sunan format olarak sahnenin merkezine yerleşmiş durumda. Bu bölümde, bu dönüşümü tüm yönleriyle masaya yatırıyoruz.
Shopify, Winter 2026 Edition ile e-ticaret dünyasında sessiz ama çok derin bir dönüşüm başlattı. Bu bölümde Shopify’ın 2026 kış güncellemesinin arka planında neler olduğunu, bu yeniliklerin markanızı ve satış yapma şeklinizi nasıl etkileyeceğini detaylı şekilde konuşuyorum. Çünkü bu güncelleme sadece yeni özellikler ekleyen bir versiyon değil, e-ticarette oyunun kurallarını yeniden yazan bir kırılma noktası.Shopify Winter 2026’nın merkezinde yapay zeka var. Ama alıştığımız “yardımcı araç” mantığından çok daha ileri bir noktadayız. Sidekick artık sadece sorulara cevap veren bir asistan değil; mağazanızı analiz eden, verileri yorumlayan, fırsatları gösteren ve hatta sizin yerinize aksiyon alabilen bir iş ortağına dönüşmüş durumda. Tema düzenlemeden kampanya önerilerine, raporlamadan operasyonel iyileştirmelere kadar birçok süreç doğal dil ile yönetilebilir hale geliyor.Bu bölümde özellikle Sidekick’in mağaza sahiplerine nasıl zaman kazandırdığını, küçük ekiplerle büyük işler yapmayı nasıl mümkün kıldığını ve teknik bilgiye olan bağımlılığı nasıl azalttığını örneklerle anlatıyorum. Kod bilmeden profesyonel mağazalar kurmak artık bir vaat değil, günlük bir gerçeklik haline geliyor.Winter 2026 ile gelen bir diğer önemli yenilik ise mağaza değişikliklerini gerçek müşteriler gelmeden önce test edebilme imkanı. Shopify’ın simülasyon altyapısı sayesinde tema değişiklikleri, koleksiyon sıralamaları, fiyat stratejileri ve kampanya kurguları risk almadan denenebiliyor. Bu da özellikle yüksek trafik alan ya da hızlı büyümek isteyen markalar için büyük bir avantaj sağlıyor.Fiziksel mağazası olan markalar için de Shopify cephesinde önemli gelişmeler var. Online ve offline satış kanalları arasındaki duvarlar daha da inceliyor. POS tarafında gelen yenilikler, stok senkronizasyonu, abonelik satışları ve müşteri takibi gibi konuları çok daha kolay yönetilebilir hale getiriyor. Bu da gerçek anlamda omnichannel satış yapan markalar için operasyonel yükü ciddi şekilde azaltıyor.Bu bölümde sadece özellikleri anlatmakla kalmıyorum; aynı zamanda bu yeniliklerin pazarlama tarafına nasıl yansıyacağını da konuşuyoruz. Yapay zeka destekli mağazalar, reklam performansını nasıl etkiler? Dönüşüm oranları, kullanıcı deneyimi ve marka algısı bu değişimden nasıl pay alır? Shopify Winter 2026, dijital pazarlama stratejilerini nasıl yeniden şekillendiriyor? Tüm bu sorulara net ve gerçekçi cevaplar veriyorum.Elbette her teknolojik sıçramada olduğu gibi burada da dikkat edilmesi gereken noktalar var. Yapay zekanın sunduğu kolaylıklar cazip olsa da, marka kimliği, hikaye anlatımı ve insan dokunuşunun önemini kaybetmediğini özellikle vurguluyorum. Otomasyonun sizi yönettiği değil, sizin otomasyonu yönettiğiniz bir yapı kurmanın neden kritik olduğunu bu bölümde detaylıca ele alıyorum.Eğer Shopify kullanıyorsanız, e-ticaret yapıyorsanız ya da 2026 ve sonrasında dijital satış dünyasının nereye gittiğini merak ediyorsanız bu bölüm tam size göre. Shopify Winter 2026 Edition’ın ne anlama geldiğini, kimler için fırsat, kimler için risk oluşturduğunu ve bu dönüşüme nasıl hazırlanmanız gerektiğini bu bölümde net bir şekilde ortaya koyuyorum.
Dijital Dünyada Cinsiyet Farkı Neden Bu Kadar ÖnemliAynı internete bağlanıyoruz ama internette geçirdiğimiz zaman, izlediğimiz içerikler ve sosyal medyadaki davranışlarımız tamamen farklı. Özellikle kadınlar ve erkekler arasında oluşan bu dijital ayrım, bugün markanızın reklam performansından hedefleme stratejisine kadar her noktayı etkiliyor. Bu bölümde cinsiyete göre internet kullanım oranlarını, Instagram, TikTok, Facebook, YouTube, WhatsApp ve X gibi platformlardaki kadın erkek dağılımlarını, teknoloji kullanım alışkanlıklarını ve tüm bunların markanıza nasıl yansıdığını derinlemesine konuşuyoruz.Kadın ve Erkek İnterneti Nasıl Farklı KullanıyorDünya genelinde erkeklerin internet kullanım oranı biraz daha yüksek olsa da kadınlar dijitalde çok daha aktif. Daha fazla sosyal içerik tüketiyor, daha fazla etkileşim üretiyor ve mobilde çok daha yoğun zaman geçiriyorlar. Erkeklerde ise YouTube, oyun, finans ve teknoloji içerikleri ağırlıkta. Bu bile reklam tasarımından kreatif formatına kadar pek çok kararı etkiliyor.Platformlara Göre Cinsiyet DağılımıInstagram ve TikTok hafif kadın ağırlıklı bir yapıya sahipken YouTube ve X belirgin şekilde erkeklerin güçlü olduğu alanlar. Instagram ve TikTok keşif, estetik, ilham ve trend tüketiminin merkezi olurken YouTube daha çok bilgi, çözüm, inceleme ve uzun içerik odaklı bir platform olarak öne çıkıyor. WhatsApp ise günlük iletişim aracı olduğu için dengeli bir cinsiyet dağılımı sunuyor.Teknoloji Kullanımı Davranışı Nasıl DeğiştiriyorKadınlar internete en fazla mobil cihazdan bağlandığı için hız, tasarım ve görsel deneyim çok daha kritik hale geliyor. Erkekler ise cihaz kullanımında daha dengeli ve özellikle uzun videolarda bilgisayardan tüketim oranı yüksek. Bu fark reklam performansını doğrudan etkileyen güçlü bir içgörü.Markanız Bu Verilerle Ne YapmalıKadın odaklı reklamlar daha duygusal ve ilham veren içeriklerle başarıya ulaşırken erkek odaklı kampanyalar teknik anlatım ve problem çözme yaklaşımıyla daha iyi sonuç veriyor. Kadınlar keşfetmeye, erkekler çözüm bulmaya odaklanıyor. Dijital stratejinizi bu davranış kodlarına göre kurduğunuzda dönüşümler belirgin şekilde artıyor.Bu bölümde kısacası dijital dünyada cinsiyet farkının nasıl çalıştığını, markanıza nasıl yön verdiğini ve doğru hedeflemeyle nasıl yüksek performans elde edebileceğinizi tüm detaylarıyla anlattım. Dijital pazarlamada başarı artık bütçeden çok doğru içgörüye dayanıyor. Bu bölümü dinledikten sonra kampanyalarınıza farklı bir gözle bakacağınıza eminim. İyi dinlemeler.
Spor salonu işletmek, sadece ağırlık makineleri, koşu bantları ve geniş bir alan sunmaktan çok daha fazlasıdır. Aslında bir spor salonu yönetmek, insanlara hayatlarını dönüştürme fırsatı vermekle ilgilidir. Bu yüzden pazarlama bölümünü doğru kurgulayan işletmeler, reklam bütçesinden bağımsız olarak çok daha hızlı büyür, yüksek bağlı müşteri kitlesi oluşturur ve rekabetten kolayca sıyrılır. Bu bölümde spor salonlarının dijital pazarlama süreçlerini nasıl sistemli şekilde kurgulayabileceğini, hangi adımların üyelik satışlarını yükselttiğini, hangi içerik modellerinin güven oluşturduğunu ve reklam tarafında yapılan en büyük hataları detaylıca konuşuyoruz.Günümüz tüketicisi artık sadece bir spor salonu aramıyor. İnsanlar kendilerini güvende hissetmek istiyor, ilgilenildiğini görmek istiyor, eğitmenleri tanımak ve salonun atmosferini hissetmek istiyor. Çünkü spor salonu üyeliği, satın alınan bir hizmetten çok daha fazlası; kişinin kendi disiplinine, görünümüne ve sağlığına yaptığı bir yatırım. Bu yüzden doğru marka algısı oluşturmak, içeriklerde üyelerin gerçek dönüşüm hikayelerine yer vermek ve eğitmenlerin bilgi seviyesini net şekilde göstermek artık en güçlü pazarlama unsurlarından biri haline geldi. Birçok spor salonu içerik üretiminde sadece ekipman ve ortam göstermeye odaklanıyor fakat insanlar o ekipmanın kendisini değil, o ekipmanın kendilerine ne kazandıracağını görmek istiyor. Bu bölümde ağırlığı tamamen bu noktaya veriyor ve spor salonlarının sosyal medyada hangi içerik sistemini kullanması gerektiğini net örneklerle anlatıyorum.Reklam tarafına geldiğimizde, Meta Ads spor salonları için en yüksek dönüşümü sağlayan kanal olarak öne çıkıyor. İnsanlar spor salonu ihtiyacını kendileri fark etmiyor; sen onlara hatırlatıyorsun. Bu yüzden dönüşüm kampanyaları, lead form’lar, kısa formatlı eğitmen videoları, remarketing stratejileri ve ücretsiz ilk PT seansı gibi teşviklerin neden güçlü çalıştığını detaylandırıyorum. Bunun yanında Google Ads tarafında sıcak talep yakalamanın önemine de değiniyorum. Çünkü “spor salonu fiyatları”, “kadınlara özel spor salonu”, “crossfit stüdyosu” gibi aramalar gerçekten kayıt olmaya niyeti olan kullanıcıları karşımıza çıkarıyor. Bu iki kanalın birbirini nasıl tamamladığını anlattığım bu bölüm, özellikle reklam bütçesini doğru konumlandırmak isteyen işletmeler için çok değerli bilgiler içeriyor.Üyelik fiyatlandırma modelleri ise birçok spor salonunun üzerinde yeterince çalışmadığı ama satışları doğrudan etkileyen kritik bir konu. Aylık, 3 aylık ve 12 aylık paket yapısının neden psikolojik olarak doğru çalıştığını ve neden insanların çoğunlukla orta paketi seçme eğiliminde olduğunu anlatıyorum. Bunun yanı sıra kontenjan sınırlaması, dönemsel kayıt duyuruları ve sınırlı avantaj kampanyalarının nasıl FOMO yarattığını ve neden yüksek dönüşüm sağladığını da gerçek müşteri örnekleri üzerinden paylaşıyorum.CRM yönetimi ise spor salonları için çoğu zaman gözden kaçan ama aslında en kritik parçalardan biri. Reklamdan gelen lead’lere hızlı dönüş yapılmadığında satış oranı dramatik şekilde düşüyor. Bu nedenle Kommo CRM gibi sistemlerin spor salonlarında neden bu kadar işe yaradığını, otomatik WhatsApp mesajlarının nasıl müşteri deneyimini güçlendirdiğini ve lead takip akışının nasıl oluşturulması gerektiğini anlatıyorum. Çünkü doğru CRM yönetimi, reklam maliyetinizi düşürürken satış oranlarınızı ciddi şekilde artırır.Bu bölümde spor salonlarının büyümesi için gereken tüm temel adımları tek tek ele alıyor, işletmelerin hem dijitalde hem de işletme içinde uygulayabileceği net stratejiler sunuyorum. Eğer bir spor salonunuz varsa, personal trainer olarak çalışıyorsanız veya fitness üzerine bir iş kurmayı düşünüyorsanız, bu bölüm size yol haritası niteliğinde olacak. Dinlerken mutlaka not almanızı öneririm.Her bölümde olduğu gibi tüm sorularınız için Instagram’dan bana ulaşabilirsiniz: @frktprk.
Kış sezonu yaklaşırken tüketici davranışları tamamen değişiyor. İnsanlar evde daha fazla zaman geçiriyor, sıcaklık ve konfor duygusunu arıyor, hediyeleşme isteği artıyor ve yeni yıl psikolojisi satın alma motivasyonunu zirveye taşıyor. Bu bölümde markaların kış sezonunda pazarlama stratejilerini nasıl dönüştürmesi gerektiğini detaylı bir şekilde anlatıyorum. Kış döneminde satışların neden yükseldiğini, hangi içeriklerin daha iyi performans gösterdiğini ve neden özellikle Aralık ayında dönüşümlerin pik yaptığını gerçek istatistiklerle açıklıyorum.Global veriler, kış sezonunun yalnızca alışveriş dönemi değil aynı zamanda duygusal kararların yoğunlaştığı bir dönem olduğunu gösteriyor. Arama hacimlerinden e ticaret satış istatistiklerine kadar pek çok veri, tüketicinin bu dönemde hediye odaklı, yenilenme temalı ve zaman baskısı altında karar verdiğini ortaya koyuyor. Bu yüzden doğru mesajı veren ve duygusal bağ kuran markalar satışlarını kolayca artırıyor.Bu bölümde sana dünyanın en başarılı kış kampanyalarından örnekler paylaşıyorum. John Lewis’in milyonlarca izlenen Christmas reklamlarından Starbucks’ın kırmızı bardak dönemindeki satış artışına Amazon’un yılbaşı kargo davranışlarına kadar pek çok gerçek olay üzerinden kış sezonu pazarlamasının nasıl çalıştığını anlatıyorum. İçerik tonunun, görsel atmosferin ve kampanya mesajlarının neden kış psikolojisine göre tasarlanması gerektiğini açıklıyorum.Ayrıca e ticaret tarafında kışın en çok dönüşüm getiren kampanya türlerini, reklam stratejilerini ve remarketing yapısını da anlatıyorum. Hediye rehberi içerikleri, son tarih temalı kampanyalar, CRM ve WhatsApp akışlarının Aralık ayında neden en yüksek getiriyi sağladığını örneklerle aktarıyorum. Özellikle sepet hatırlatma akışlarının kış sezonunda neden daha yüksek dönüşüm getirdiğini detaylandırıyorum.Kış sezonunda içerik tasarımlarının nasıl olması gerektiğini, hangi kreatiflerin daha fazla tıklama aldığını ve Meta Creative Benchmark verilerine göre en iyi performans gösteren temaları bölümü dinlerken öğrenebilirsin. Cozy atmosfer, sıcak içecek görselleri, ev konforu, hediye paketleme görüntüleri gibi konseptlerin neden daha iyi çalıştığını tek tek açıklıyorum.Bölümün sonunda ise markaların kış sezonunda satışlarını 2 ila 3 kat artırabilmesi için uygulayabileceği 10 temel stratejiyi paylaşıyorum. Kış sezonu boyunca hangi mesajların kullanılacağını, yeni yıl öncesi tüketicinin nasıl tetiklendiğini ve pazarlama iletişiminin nasıl dönüştürülmesi gerektiğini kendi deneyimlerimle birleştirerek aktarıyorum.Bu bölümü dinledikten sonra markanın kış sezonu pazarlama planını çok daha bilinçli şekilde oluşturabilir, içeriklerini bu döneme uygun hale getirebilir ve Aralık ayındaki yüksek talebi en iyi şekilde değerlendirebilirsin.Beni Instagram'dan @frktprk ile takip edebilirsin. Joykek.com'da ajansın web sitesi.
Kasım kampanyalarının neden her yıl markalar için adeta bir satış patlaması yarattığını hiç düşündün mü? Black Friday’in nasıl ortaya çıktığını, adının aslında nereden geldiğini ve yıllar içinde nasıl dev bir ticaret geleneğine dönüştüğünü merak eden herkesin çok ilgiyle dinleyeceği bir bölüm hazırladım. Bu bölümde hem Black Friday’in tarihine hem de doğru bilinen yanlışlara değiniyorum. Özellikle Türkiye’deki Kasım kampanyalarının nasıl evrim geçirdiğini, e-ticaretin yükselişiyle birlikte nasıl yılın en kritik satış dönemine dönüştüğünü adım adım anlatıyorum.Tüketiciyi Kasım ayında diğer aylardan tamamen farklı bir psikolojiye sokan mekanizmayı da ele alıyorum. Fırsat kaçırma korkusu, zaman baskısı, sosyal kanıt etkisi ve insanların satın alma dürtülerini tetikleyen görünmez motivasyonlar… Hepsi aslında iyi bir Kasım stratejisinin temelini oluşturuyor. Bölüm boyunca bu psikolojik tetikleyicilerin nasıl çalıştığını, markaların neden bu dönemde rekor kırdığını ve kullanıcıların neden bu kadar hızlı karar verdiğini detaylı bir şekilde açıklıyorum.E-ticaret yapan işletmeler için Kasım ayı sadece indirim dönemi değildir aynı zamanda iyi planlanmış bir satış makinesi kurma fırsatıdır. Bu yüzden sana kampanyaların arka planını oluşturan en etkili reklam, remarketing ve CRM stratejilerini de paylaşıyorum. WhatsApp yayın listeleri, dinamik yeniden hedefleme modelleri, sepet hatırlatma akışları, bundle set satış teknikleri ve Shopify performans optimizasyonlarının neden bu dönemde kritik olduğunu kendi deneyimlerime dayanarak somut örneklerle anlatıyorum.Dijital pazarlama dünyasında rekabet Kasım ayında en yüksek seviyeye çıkar. İşletmeler bu dönemde doğru konumlandırma dili, akıllı fiyatlama stratejileri ve dikkat çeken kampanya kurguları kullanarak müşteri davranışını yönlendirebilir. Bu bölümde tüm bu yaklaşımı hem teknik hem de davranışsal açıdan ele alıyorum. Tüketicinin satın alma eğilimini güçlendiren zaman sayacı kullanımları, sınırlı stok mesajları, sosyal kanıt artırıcı taktikler ve hızlı karar mekanizmasına doğrudan etki eden mikro dokunuşlar… Hepsi bölümün içinde seni bekliyor.Kasım kampanyalarında yüksek dönüşüm almak, satışları artırmak ve marka bilinirliğini güçlendirmek istiyorsan bu bölüm sana çok şey katacak. Hem büyük markaların başarı formüllerini hem de küçük işletmelerin bu dönemde uygulayabileceği pratik yöntemleri sade, anlaşılır ve uygulanabilir şekilde paylaşıyorum. Türkiye’de Dijital Pazarlama Podcast’ine hoş geldin şimdi gel birlikte Kasım kampanyalarının perde arkasına bakalım.
Konuk Umut Vural ile insan bedeninin üç katmanına dokunan, pazarlamaya farklı bir pencereden baktığımız bir bölümdesin. Bu kez panel ekranlarından, butonlardan ve metriklerden çıkıp bir reklamı izlerken aslında bedeninde, duygularında ve zihninde neler olduğunu konuşuyoruz.Bedenin üç katmanı üzerinden ilerliyoruz: fiziksel beden, duygusal beden, zihinsel beden.Fiziksel katmanda; mağazadaki koltuğun rahatlığından, ortam sıcaklığına, kokuya, renk paletine, web sitende kullandığın görsellere ve sayfa akışına kadar her detayın sürüngen beyni nasıl tetiklediğini konuşuyoruz. Bir evi gezerken kendini evinde gibi hissetmenin ya da bir ayakkabı mağazasından, ihtiyacın olmasına rağmen eli boş çıkmanın arkasındaki bedensel tepkileri örneklerle açıyoruz.Duygusal bedende markanın hikayesinin, kurucusunun duruşunun, ekip içi iletişimin ve kullandığın kelimelerin şirketin duygusal alanını nasıl doldurduğunu masaya yatırıyoruz. İnsan kaynakları yerine insan enerjisi diyerek, departmanlar arasındaki iletişimin müşteriyle kurulan iletişime nasıl bire bir yansıdığını, içeride çözülmeyen duygusal düğümlerin satış ve pazarlama süreçlerini nasıl sabote ettiğini konuşuyoruz.Zihinsel bedende ise hedefler, stratejiler ve kurgu devrede. Bir şirketin gelecek seneye dair sahnesi net mi, yoksa herkes sadece günü kurtarmaya mı çalışıyor, bunu tartışıyoruz. Konfor alanını sessiz bir ölüm alanı olarak ele alıp hedef üretmeyen şirketlerin zamanla piyasadan nasıl silinebildiğini konuşuyoruz.Umut Vural bu üç katmanı sadece teori olarak anlatmıyor. Uzun yıllara yayılan ihracat deneyimi, büyük markalarla yaptığı çalışmalar, NLP ve psikoloji birikimiyle sahadan örnekler paylaşıyor. Bir firmaya girdiğinde önce o şirketi bir beden gibi okuyor: Üretimdeki dalgalanmalar bedensel tıkanıklık, departmanlar arası çatışmalar duygusal tıkanıklık, hedef eksikliği ise zihinsel tıkanıklık olarak ele alınıyor. Sonra da bunların her biri için uygulanabilir çözümlerden bahsediyoruz.Bölümün bir diğer tarafı ise dijital çağ ve yapay zeka perspektifi. ChatGPT ve algoritmalar sayesinde deneyim ve tecrübenin büyük kısmının artık koda dönüştüğünü; buna rağmen yapay zekanın tek yapamadığı şeyin hissetmek olduğunu konuşuyoruz. Ama aynı zamanda duygularımızı içerik akışıyla yönlendirebildiğini, yani his üretemese de hislerimizi şekillendirebildiğini tartışıyoruz. Bu yüzden şirketlerin kendi bedenini, duygusunu ve zihnini tanımasının artık lüks değil, zorunluluk olduğuna vurgu yapıyoruz.Bu bölüm özellikle ihracat yapan ya da yapmayı planlayan üreticiler, pazarlama ve satış ekiplerini dönüştürmek isteyen yöneticiler, mağaza veya web sitesi deneyimini insan bedeninin üç katmanına göre yeniden tasarlamak isteyen marka sahipleri için güçlü içgörüler içeriyor. Reklam ve pazarlamaya sadece panel ekranlarından bakmaktan sıkıldıysan, insan tarafını daha derin anlamak istiyorsan bu sohbet sana iyi gelecek.Bölüm sonunda Umut abiye nasıl ulaşabileceğini de paylaşıyoruz. Daha fazla bilgi ve danışmanlık için umutvural.com adresinden kendisiyle iletişime geçebilirsin.Türkiye’de Dijital Pazarlama podcastinde amacım; insanı, bedeni, duyguyu, zihni ve dijital araçları aynı masada buluşturmak. Bu bölümde sevgili dostum Umut Vural ile birlikte pazarlamayı sadece bir satış aracı değil, insanı ve şirketi bütün olarak dönüştüren bir alan olarak ele alıyoruz.Öneri ve reklam işbirlikleri için bana faruk@joykek.com adresinden ya da Instagram’da frktprk üzerinden ulaşabilirsin.
Algoritmalar artık sadece tıklamaları saymıyor; davranışları, niyeti ve kullanıcı psikolojisini ölçüyor. Peki bir algoritmanın gözünde kim “değerli kullanıcı” olarak görülüyor? Bu bölümde, dijital dünyanın görünmeyen sahne arkasına gidiyor ve markaların neden bazı kullanıcıları algoritmaların gözünde daha “öncelikli” hale getirebildiğini detaylı biçimde inceliyoruz.Artık izlenme sayısı, beğeni ya da yorum rakamları yeterli değil. TikTok, YouTube, Instagram ve Google gibi dev platformlar kullanıcıları saniye saniye analiz ediyor. Bir içeriğe ne kadar süre baktığın, geri dönüp dönmediğin, kaydedip kaydetmediğin hatta kaç saniyede geçtiğin bile sistemin gözünde seni konumlandırıyor. Bu da markaların görünürlüğünü, sıralamasını ve satışlarını doğrudan etkiliyor.Bu bölümde “değerli kullanıcı” kavramını sadece teknik bir terim olarak değil, algoritmik ekonominin yeni para birimi olarak ele alıyoruz. Çünkü her tıklama aynı değerde değil. Bazı kullanıcılar sadece geçici trafik yaratırken, bazıları sistemin gözünde markanın sürdürülebilir büyümesine katkı sağlayan “premium profiller” olarak sınıflandırılıyor.Kullanıcı davranışlarının bu kadar derin analiz edildiği bir dönemde, markaların stratejilerini yalnızca reklam metriklerine değil, davranışsal skorlamalara göre şekillendirmesi gerekiyor. Bir kullanıcı videoyu tekrar izliyorsa, postu kaydediyorsa, linke tıklayıp sitede birkaç dakika geçiriyorsa, işte o kullanıcı algoritmanın gözünde gerçek değeri yaratıyor.Algoritmalar, her etkileşimi bir sinyal olarak okur. Bu sinyaller ne kadar kaliteli olursa, sistem senin içeriğini o kadar yukarı taşır. Bu yüzden bu bölümde “iyi sinyaller” ve “kötü sinyaller” arasındaki farkı da konuşacağız. Bir kullanıcı hemen çıkıyorsa, içeriğini geçiyorsa, sepete ekleyip almıyorsa, bu davranışların markanın görünürlüğünü nasıl olumsuz etkilediğini göreceksin.Ayrıca mikro etkileşimlerin — butona tıklamak, formu açmak, emojiyle tepki vermek, videoyu yeniden oynatmak gibi küçük hareketlerin — algoritmaların gözünde nasıl dev bir ağırlığa sahip olduğunu örneklerle açıklayacağız. Çünkü bazen bir kaydetme işlemi, bin beğeniden daha kıymetlidir.Son bölümde ise markalar için üç kritik aksiyon planı paylaşıyorum: Davranış verilerini doğru analiz etmek, kullanıcı segmentasyonunu yeniden tanımlamak ve kullanıcı deneyimini mikro etkileşimlerle güçlendirmek. Bu stratejiler sadece reklam performansını değil, algoritmik görünürlüğü de kalıcı biçimde artırır.Kısacası bu bölüm, dijital dünyada gerçekten “önemli kullanıcı” olmanın ve markaların algoritmalarla dost olabilmesinin sırlarını ortaya koyuyor. Çünkü artık mesele sadece kimin seni izlediği değil, algoritmanın seni kimler için izlenebilir bulduğu.
🎧 Mikro Etkileşimlerle Büyük Sadakat – UX Psikolojisinin GücüDijital dünyada rekabet artık sadece fiyat, ürün ya da reklam performansıyla sınırlı değil. Kullanıcı deneyimi, markaların en güçlü fark yaratma aracı haline geldi. Fakat bu deneyimi unutulmaz kılan şey genellikle “büyük fikirler” değil, küçük ama etkili dokunuşlardır. İşte bu bölümde, markaların kullanıcı sadakatini nasıl “mikro etkileşimlerle” inşa ettiğini, bu etkileşimlerin beynimizde nasıl duygusal tepkiler yarattığını ve UX psikolojisinin görünmeyen gücünü konuşuyoruz.Bir form doldurduğunuzda çıkan o yeşil onay tikini hatırlayın. Ya da Instagram’da bir gönderiyi beğendiğinizde beliren minik kalp animasyonunu… Belki de siparişinizi tamamladığınızda karşınıza çıkan o sıcak teşekkür mesajını. Bunların hepsi birer mikro etkileşim. Küçük ama etkili. Kullanıcıya “evet, seni anladım” diyen, duygusal bir bağ kuran detaylar. Peki bu kadar küçük şeyler, neden markalar için bu kadar büyük sonuçlar doğuruyor?Cevap, insan beyninin nasıl çalıştığında gizli. Mikro etkileşimler beynin ödül mekanizmasını harekete geçirir. Her başarılı tıklama, tamamlanan işlem ya da olumlu geri bildirim, beynimize küçük bir dopamin dozu salgılatır. Bu da kullanıcıya iyi hissettirir, markaya güven kazandırır ve davranışı tekrarlama olasılığını artırır. Yani mikro etkileşimler aslında kullanıcıyı eğiten, yönlendiren ve markaya bağlayan görünmez iplerdir.Bu bölümde mikro etkileşimleri UX psikolojisinin temelleriyle birlikte ele alıyoruz. Kullanıcı beyninin üç katmanlı yapısından, duygusal bağ kurma süreçlerinden ve markaların bu içgörüyü nasıl kullandığından bahsediyoruz. Örneğin Duolingo’nun kuş maskotu, her doğru cevap sonrası sizi alkışladığında sadece motive etmiyor; beyninizde “başarma hissi” yaratıyor. Shopify’ın ödeme ekranındaki sade animasyonlar ya da Apple’ın “kaydırarak aç” hissi de benzer şekilde, kullanıcıya kontrol duygusu kazandırıyor.Peki bu mikro etkileşimleri markanızda nasıl kullanabilirsiniz?Bu bölümde paylaşacağım beş stratejiyle kullanıcı sadakatini duygusal bir bağa dönüştürebilirsiniz:Geri bildirim döngüleri oluşturmakRenk psikolojisinden yararlanmakÖdül mekanizmaları ve oyunlaştırma kullanmakMikro animasyonları doğru zamanda devreye sokmakMarka tutarlılığını korumakHer bir strateji, markanın kullanıcıyla kurduğu görünmez iletişimi güçlendiriyor. Çünkü bir kullanıcı, markayı yalnızca aklıyla değil duygularıyla da hatırlar. Küçük bir ses, bir titreşim ya da bir animasyon; güven duygusunu, mutluluğu ve tatmini aynı anda tetikleyebilir. Bu da markanın akılda kalıcılığını, tavsiye edilme oranını ve dönüşüm performansını ciddi şekilde artırır.Mikro etkileşimleri doğru kurgulayan markalar sadece kullanıcı kazanmaz, topluluk inşa eder. Kullanıcılar markanın savunucusu haline gelir. Sadakat, “indirimi bol” markalarda değil; hissettirmeyi bilen markalarda kalıcı olur.Ben Faruk Toprak. Bu bölümde UX psikolojisinin markalar için neden bir bilimden öte bir sanat olduğunu, ve dijital pazarlamada duygusal zekânın neden artık en büyük rekabet avantajı haline geldiğini anlatıyorum.Her tıklamanın ardında bir his, her görselin ardında bir tepki vardır.Büyük sadakat, işte bu küçük anlarda gizlidir.Joykek Dijital olarak kullanıcı deneyimi, reklam performansı ve dönüşüm optimizasyonu üzerine çalışıyoruz.Markanızı “daha hissedilir” hale getirmek için bizimle joykek.com üzerinden iletişime geçebilirsiniz.
Mobil uygulama pazarında rekabet her zamankinden daha yoğun.Günümüzde bir kullanıcı ortalama 80’den fazla uygulama indiriyor ama bunların yalnızca 9’unu düzenli olarak kullanıyor.Veriler gösteriyor ki, yeni indirilen uygulamaların %77’si ilk hafta içinde terk ediliyor ve 7. gün retention oranı %10’un altına düşüyor.Yani markalar milyonlarca liralık reklam bütçesiyle kazandıkları kullanıcıları sadece birkaç gün içinde kaybediyor.Peki neden?Neden kullanıcılar uygulamayı indiriyor, birkaç gün deneyimliyor ve sonra bir daha geri dönmüyor?Bu sorunun cevabı yalnızca reklam stratejilerinde değil, ürün deneyiminin kendisinde gizli.Bu bölümde, kullanıcı davranışlarını bilimsel bir gözle inceliyoruz.Kognitif psikoloji, davranışsal ekonomi ve UX araştırmalarının verilerini birleştirerek, retention’ı etkileyen görünmez unsurları konuşacağız.Kullanıcıların 7. günden sonra neden terk ettiğini anlamak, aslında onların ilk 7 saniyede yaşadığı deneyimi anlamaktan geçiyor.Kullanıcıyı tutmanın yolu, yalnızca daha fazla bildirim göndermekten ibaret değil.Onboarding akışında ne kadar adım var?Kullanıcı ilk başarı hissini kaçıncı saniyede alıyor?Arayüz, beynin bilişsel yükünü azaltacak kadar sade mi?İşte tüm bu sorular, retention’ın görünmeyen anatomisini oluşturuyor.Psikolojik olarak kullanıcı, bir uygulamayı ilk günlerde üç temel motivasyonla kullanır: merak, fayda ve ödül beklentisi.Eğer uygulama bu üç alanda da tatmin sağlamazsa, kullanıcı zihninde bir “bırakma kararı” oluşur.Bu karar çoğu zaman farkında olmadan alınır.Yani kullanıcı uygulamayı silmeye bile gerek duymaz; sadece bir daha açmaz.Bu noktada mikro etkileşimler devreye giriyor.Küçük animasyonlar, ilerleme barları, kişisel mesajlar ya da başarı rozetleri…Hepsi beyinde dopamin salınımını tetikleyen mikro ödüller yaratır.Ve bu, kullanıcıyı geri döndürmenin en güçlü yollarından biridir.Ama retention sadece nöropsikolojiyle açıklanamaz.Veriye dayalı segmentasyon, doğru zamanda doğru ileti gönderimi de en az tasarım kadar etkilidir.Örneğin, Day 3’te aktifliği azalan kullanıcıya kişisel bir push bildirimi gönderildiğinde dönüş oranı ortalama %34 artar.Ya da ilk satın alma deneyimini 48 saat içinde yaşamayan kullanıcılar için oluşturulan kişisel e-posta zincirleri churn oranını %27’ye kadar düşürebilir.Bu nedenle retention, bir pazarlama eklentisi değil, ürün stratejisinin kalbidir.İlk dokunuştan 30. güne kadar devam eden bir yolculuktur.Eğer markalar kullanıcıyı anlamadan “harcama artırma” refleksiyle hareket ederse, elde tutma yerine sürekli kaybetme döngüsüne girer.Bölüm boyunca şunlara değiniyoruz:Onboarding akışında yapılan en büyük 5 hataUX/UI tasarımının retention üzerindeki bilişsel etkisiMikro etkileşimlerin duygusal bağa dönüşmesiDay 7 düşüşünü önleyen bildirim stratejileriRetention ölçüm metrikleri: Day 1, Day 7, Day 30 ve LTV analiziKullanıcı sadakatini artıran davranışsal tetikleyicilerVe en önemlisi, tüm bu adımların nasıl entegre edilmesi gerektiğini örneklerle anlatıyorum.Retention’ı artırmak, yalnızca kullanıcıyı içeride tutmak değil, aynı zamanda markanın sürdürülebilir büyümesini sağlamak anlamına geliyor.Bir kullanıcıyı kazanmak, ortalama bir markaya 8 ila 10 dolar maliyet çıkarırken, o kullanıcıyı tutmak yalnızca 1 doların altında bir yatırım gerektiriyor.Yani retention sadece bir metrik değil, bütçesel bir stratejidir.Bu bölümde, kullanıcı davranışlarının ardındaki psikolojiyi çözüp, markaların uygulama içi deneyimlerinde neden kayıp yaşadığını verilerle analiz ediyoruz.Kullanıcı kazanımı bir başlangıçtır ama sadakat bir sonuçtur.Sadakat ise planlı, ölçümlenebilir ve insana dokunan bir deneyimin ürünüdür.Ben Faruk Toprak.Bu bölümde, retention stratejilerini bilimsel perspektifle ele alıyor ve markaların neden 7. gün sendromuna yakalandığını derinlemesine inceliyorum.Eğer sen de uygulamanın indirilip unutulmasını değil, her gün aktif kullanılmasını istiyorsan, bu bölümü sonuna kadar dinlemelisin.
Her gün dünyada ortalama 250 milyon mobil uygulama indiriliyor.Ama araştırmalara göre bu uygulamaların %75’i ilk 3 gün içinde hiç açılmıyor.Yani insanlar indiriyor… ama kullanmıyor.Bu da markalar için hem ciddi bir bütçe kaybı hem de yanlış stratejinin açık göstergesi.Bu bölümde mobil uygulama reklamlarının perde arkasına iniyoruz.Google Ads, Meta ve TikTok gibi platformlarda uygulama indirme kampanyaları nasıl çalışır, neden bazı uygulamalar viral olurken diğerleri sessizce silinir, gerçekten işe yarayan stratejiler neler — hepsini detaylarıyla konuşuyoruz.Uygulama Reklamlarının Görünmeyen GerçekleriBirçok işletme uygulamasını tanıtmak için “App Install” kampanyaları açıyor ama asıl hatayı tam burada yapıyor.Çünkü mobil reklamcılıkta başarı sadece “indirme sayısı” değil, kullanıcının uygulamayı açma, kayıt olma ve işlem yapma oranıyla ölçülür.Eğer kullanıcı sadece indirip uygulamayı hiç açmıyorsa, o kampanya görünürde başarılı ama gerçekte zarar ettiriyor.Ben bu bölümde size kampanyaların nasıl daha akıllı çalışacağını, SDK’nin neden en kritik parça olduğunu, uygulama içi event’leri nasıl kurmanız gerektiğini ve algoritmanın gerçekten “kaliteli kullanıcı”yı nasıl öğrendiğini anlatıyorum.Ayrıca “kayıt olma”, “sepete ekleme” veya “satın alma” gibi davranış bazlı hedeflerin, indirme odaklı kampanyalardan nasıl çok daha yüksek ROI getirdiğini örneklerle açıklıyorum.App Store ve Play Store Optimizasyonu (ASO)Mobil reklamcılıkta çoğu kişi sadece reklam tarafına odaklanıyor, ancak işin %40’ı aslında mağaza sayfasında kazanılıyor.Bir kullanıcı reklamdan etkilenip uygulama sayfasına geldiğinde ilk 3 saniye içinde ikna olmalı.İşte o an, uygulamanın ekran görüntüleri, açıklama metni ve yorumları devreye giriyor.Bu bölümde App Store optimizasyonunun indirme oranlarına etkisini, doğru görsel seçiminin ve açıklama metinlerinin nasıl fark yarattığını konuşuyoruz.Küçük bir ipucu: farklı ikon ve görselleri A/B test etmek bazen maliyeti %20’ye kadar düşürebiliyor.Kampanya Stratejileri ve Hedefleme İpuçlarıEn hızlı indirme kampanyasını kurmak için önce doğru kampanya tipini seçmek gerekiyor.Google Ads tarafında “App Campaigns” üç farklı hedefleme tipi sunar: Install Volume, In-App Actions ve Value Optimization.Hangisini, ne zaman ve nasıl kullanmanız gerektiğini adım adım anlatıyorum.Ayrıca Meta Ads ve TikTok tarafında performansı artıran video formatlarını, CTA (Call to Action) tetikleyicilerini ve kullanıcı davranışına göre farklı mesaj kurgularını paylaşıyorum.Gerçek Kullanıcı Kazanmanın FormülüSadece indirme değil, kullanıcıyı elde tutmak da bir strateji işidir.Retention rate, LTV ve ROI gibi metrikler artık her kampanyanın omurgası.Bir uygulamanın başarısı ilk 7 gün değil, 30. gün aktif kullanıcı oranıyla ölçülür.Bu yüzden bu bölümde sadece indirmeyi değil, sadakat yaratmayı da konuşuyoruz.Uygulama reklamlarında yapılan en büyük 5 hatayı, doğru hedefleme stratejilerini ve veriye dayalı büyüme yaklaşımlarını örneklerle aktarıyorum.Veri, Ölçümleme ve MMP AraçlarıKampanyalarınızı yönetirken veriyi doğru analiz etmek her şeydir.Bu yüzden Firebase, AppsFlyer, Adjust veya Singular gibi ölçümleme araçlarının ne işe yaradığını ve neden zorunlu olduklarını detaylandırıyorum.Bu araçlar sayesinde hangi reklam kanalının gerçekten satış getirdiğini, hangi platformun kullanıcıyı elde tuttuğunu net biçimde görebilirsiniz.Yani “ucuz indirme” değil, değerli kullanıcı odaklı büyüme mümkün hale geliyor.Sonuç: Gerçek Başarı Ne İndirmede Ne Bütçede, DavranıştaBu bölüm, mobil uygulama sahipleri, reklam yöneticileri ve performans pazarlamacılar için tam anlamıyla bir rehber niteliğinde.Reklam bütçenizi boşa harcamadan nasıl daha fazla indirme elde edeceğinizi, kullanıcı davranışlarını analiz ederek nasıl sadakat yaratabileceğinizi öğrenmek istiyorsanız bu bölümü mutlaka dinleyin.
Yapay Zeka İnsanlığı Silmeye mi Başladı SORA GerçeğiYapay zekanın hayatımıza getirdiği kolaylıkları konuşurken, aslında sessizce elimizden alınan bir şey var: kimliğimiz.Artık algoritmalar bizi bizden daha iyi tanıyor. Ne izlediğimizi, neyi sevdiğimizi, hangi duyguda olduğumuzu biliyor. Ama bu süreçte biz ne kadar “biz” kalabiliyoruz?Bu bölümde “Yapay Zeka İnsanlığı Silmeye mi Başladı SORA Gerçeği” sorusunun peşine düşüyorum.Çünkü bugün gördüğümüz dijital dönüşüm, sadece teknolojiyle ilgili değil, insan olma halimizin yeniden tanımlanmasıyla ilgili.Gerçek ile sanalın iç içe geçtiği bir dönemde, sosyal medyada gördüğümüz yüzlerin, seslerin, hatta karakterlerin gerçekten bir insana mı yoksa bir yapay zekaya mı ait olduğunu artık ayırt edemiyoruz.Yapay zekâ bizi birer “veri seti”ne dönüştürdü.Kişiliğimiz, zevklerimiz, tarzımız — hepsi ölçülebilir hale geldi.Artık “ben kimim” sorusu yerini “algoritma beni nasıl tanımlıyor” sorusuna bırakıyor.Kendimizi göstermek için içerik üretiyoruz ama o içerikler zamanla bizi şekillendiriyor.Profil fotoğrafımızdan ses tonumuza kadar her detay, dijital bir kimliğin yeniden kurgulanması anlamına geliyor.Bir de işin cinsiyetsizleşme boyutu var.AI tarafından üretilen karakterlerin çoğu artık nötr yüz hatlarına, belirsiz ses tonlarına sahip.Sanatta, modada, içerik üretiminde cinsiyet rolleri silikleşiyor.Bazıları bunu kapsayıcılık olarak görüyor, ama aslında insanın eşsizliğinin kaybolmasına neden oluyor.Yapay zekâ bizi farklı kılmıyor, birbirimize benzetiyor.Ve tam bu dönemde, OpenAI yepyeni bir platformla karşımıza çıktı: SORA.SORA, tamamen yapay zekalar tarafından yönetilen bir dijital evren.İnsan yerine yapay zekâ karakterlerin içerik ürettiği, konuştuğu ve etkileşim kurduğu bir sosyal medya dünyası.Yani burada artık “kullanıcı” değil, “yapay kimlikler” var.Kendine ait bir avatar, ses, hikâye oluşturuyorsun — ama hepsi algoritma tarafından besleniyor.OpenAI bunu “yaratıcılığın sınırlarını genişletmek” olarak tanımlıyor, ama aslında insan üretiminin sonuna doğru giden bir yol açıyor.Çünkü artık gerçeklik önemini yitiriyor.Bir videonun, bir sesin ya da bir paylaşımın arkasında bir insanın olup olmaması fark etmiyor.SORA, yapay zekânın sadece üretim aracı değil, kültürün yeni mimarı olduğunu gösteriyor.Gelecekte takip ettiğimiz hesapların arkasında kim olduğunu bile bilmeyeceğiz.Ama belki de artık bu kimseyi ilgilendirmeyecek.Çünkü algoritmalar için önemli olan “kimin konuştuğu” değil, “kimin etkileşim aldığı.”Peki insanlık bu denklemde nerede duruyor?Yapay zekâ bizi silmeye mi başladı, yoksa biz mi kendi kimliğimizi teslim ediyoruz?Gerçek soru bu.Ben Faruk Toprak.Bu bölümde yapay zekânın insan kimliğini nasıl dönüştürdüğünü, bizi nasıl kimliksizleştirdiğini ve OpenAI’ın SORA platformuyla başlayan yeni dijital kimlik çağını konuşuyoruz.Unutma, algoritmalar seni taklit edebilir ama kendin olma halini asla kopyalayamaz. Beni Instagram'dan takip etmek için tıklayın @frktprk.
loading
Comments