DiscoverMyMecra Podcast
MyMecra Podcast
Claim Ownership

MyMecra Podcast

Author: MyMecra

Subscribed: 190Played: 2,757
Share

Description

Gelin ‘Beraber Yürüyelim’
740 Episodes
Reverse
Altay Cem Meriç’in hazırlayıp sunduğu “Bildiğin Gibi Değil” programının bu bölümünde ; İslam tarihinin en çok çarpıtılan ve ateist forumlarda sıkça gündeme getirilen Hz. Peygamber'in (sav) Hz. Zeynep ile evliliği meselesi konuşuluyor.Bu bölümde mesele; "Peygamber evlatlığının eşiyle mi evlendi?" gibi oryantalist ve İslam karşıtı iddialara yüzeysel cevaplar vermekten öte, bu evliliğin altındaki o muazzam toplumsal devrimi ve "nübüvvet" (peygamberlik) delilini ifşa etmektir. Hz. Peygamber'in kendi halasının kızı olan Hz. Zeynep'i güya ilk kez görüp aşık olduğu yönündeki uydurma rivayetlerin mantık hataları çürütülürken; meselenin aslında cahiliye dönemine ait "evlatlık" kurumunu yıkmak ve "isimlerin hakikati değiştirmeyeceği" gerçeğini topluma yerleştirmek olduğu vurgulanıyor.📌 Bu bölümde ele alınan başlıca konular:📜 Uydurma Rivayetler ve Gerçekler: Hz. Peygamber'in Hz. Zeynep'i güya ilk kez görüp etkilendiği iftirasının; senet ve akıl (halasının kızı olması, bizzat dünürcü gitmesi) yönünden çürütülmesi🧠 Evlatlık Tabusunun Yıkılışı: Cahiliye'deki "evlatlığın öz çocuk sayılması" inancının ve miras kurallarının Peygamberimizin eylemiyle son bulması🛡️ Ahzab Suresi ve Nübüvvet Delili: Hz. Peygamber'in toplum baskısından çekinerek istemediği bu evliliğe Kur'an'ın ikazıyla yönelmesinin, peygamberliğine sunduğu mantıksal delil⚙️ İsimler ve Hakikat Felsefesi: "Oğlum", "annem gibisin" (zıhar) veya "ilah" gibi insanların koyduğu isimlerin, nesnenin asıl hakikatini asla değiştiremeyeceği gerçeği🚀 Soy Üstünlüğünün Parçalanması: Azatlı köle Hz. Zeyd'in soylu Hz. Zeynep ile evlendirilmesi ve 18 yaşındaki oğlu Usame'nin komutan tayin edilerek sınıf ayrımının yıkılması💬 Bu bölümün merkezindeki soru şudur: İsimleri ve etiketleri değiştirmek hakikati değiştirir mi, yoksa sadece ahmakça bir toplumsal algı inşasından mı ibarettir?🔔 Oryantalistlerin uydurduğu "pembe dizi" senaryolarından sıyrılıp; Kur'an'ın cahiliye zihniyetine vurduğu o büyük darbeyi ve Hz. Muhammed'in (s.a.v) karşılaştığı en zorlu sosyolojik imtihanı anlamak isteyenler için.Gelin, beraber yeniden düşünelim...
Serdar Tuncer, "Biri Bir Gün"ün bu bölümünde, gönüllerimizi huzurla dolduran Ramazan-ı Şerif’e veda ederken, bu mübarek ayın ruhunu hayatımızın diğer 11 ayına nasıl taşıyabileceğimizi derunî bir sohbete döküyor.Sohbet ilerledikçe, Peygamber Efendimiz’in (sav) yetim bir çocuğun gönlüne dokunarak onu nasıl bayram ettirdiğine dair o eşsiz kıssayla hüzünlenirken, kendi bayramlarımızın ne kadar "bayram" olduğunu sorguluyoruz. Abdürrahim Karakoç’un o sarsıcı "Gönlümü verdiğim bayramlar hani?" mısralarının gölgesinde, eski bayramların nezaketini ve bugünün modern telaşları arasında yitirdiğimiz o ince ruhu yeniden hatırlıyoruz.Oruçla incelen ruhlarımızın, bayramdan sonra nefsin oyunlarına karşı nasıl teyakkuzda olması gerektiğini anlatırken; kulluğun mevsimlik değil, ömürlük bir yolculuk olduğunu bizlere bir kez daha ihtar ediyor. Ramazan’ın bereketiyle harmanlanan bu sohbette, cami adabından yetim sevindirmeye, infakın sırrından gerçek bayramın neşesine kadar geniş bir yelpazede medeniyetimizin zarif izlerini sürüyoruz.🕊️ Bu bölümde öne çıkan başlıklar:🎙️ Ramazan Bitti, Ya Müslümanlık? Ramazan’da kazandığımız güzel hasletleri korumanın yolları ve 11 aylık kulluk reçetesi.🌙 Peygamber Tesellisi ve Yetim Büceyr: Kimsesizlerin kimsesi olan Efendimiz’in (sav), bayram sabahı bir yetimi "Ben baban, Ayşe annen olsun istemez misin?" diyerek kucaklamasındaki muazzam ders.🕌 Gönül Coğrafyamızın Bayramları: Abdürrahim Karakoç’un şiirinden taşan sitem ve hasret... Bayramı bayram yapan o kadim nezaket📜 Şeytanlar Serbest Kalınca: Ramazan sonrası nefis mücadelesinde ayakta kalmanın yolları ve "istikamet" üzere yaşamanın önemi.Serdar Tuncer’in samimi üslubuyla şekillenen bu sohbet; bizi kendi iç dünyamızda bir muhasebeye çekerken, bayramı bir "kavuşma" ve "bağışlanma" şölenine dönüştürmenin yollarını gösteriyor.Gelin, bu muhabbet sofrasında gönüllerimizi Ramazan’ın nuruyla yeniden inşa edelim...
Dr. Ömer Demirbağ, “Ya Ben Öleyim mi Söylemeyince” programının bu bölümünde; tasavvuf dünyasının önemli isimlerinden Dede Ömer Ruşenî’nin manevi yolculuğuna ve vahdet-i vücut anlayışına odaklanıyor. Programda, "dedelik" kavramının yaşla değil, bilgelik ve irşatla ilgili olduğu vurgulanırken; Dede Ömer Ruşenî’nin Aydın’dan Bakü’ye, oradan Tebriz’e uzanan kemal yolculuğu ve ardında bıraktığı eşsiz divanı ele alınıyor. Sohbet, kelimelerin kifayetsiz kaldığı "vahdet-i vücut" makamını, şairin meşhur gazelleri üzerinden kalbe dokunan bir dille yorumluyor.Aşkın ve güzelliğin hakikatine dair derin analizlerin yapıldığı programda, dünyadaki tüm güzelliklerin o mutlak güzellikten bir yansıma olduğu gerçeği, Hz. Yusuf'un (a.s.) kıssasından örneklerle işleniyor. Ayrıca; Nesimî, Yunus Emre ve Mevlânâ gibi büyük gönül erlerinin hayatlarındaki o büyük kırılma anları, bir mürşidin nazarıyla nasıl küle dönüp yeniden doğdukları ve hakiki aşkın insan ruhunda oluşturduğu o muazzam inkılap tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriliyor.🌿 Programda Öne Çıkan Başlıklar 🌿✨ Dedelik Nedir?: Günümüzde torun sahibi yaşlı kişi olarak algılansa da, tasavvufta yaşa bakılmaksızın "mürşit" ve "bilge" olma halidir.✨ Dede Ömer Ruşenî’nin Dönüşümü: Yaşadığı duygusal bir kırılmanın ardından kendisini Halvetiye dergahında bulması ve gerçek aşkla tanışıp çılgın şiirler söyleyen bir şaire dönüşmesi.✨ Vahdet-i Vücud’un Özü: Sevenin de sevilenin de aynı zat olduğu, güzelliği güzellerin yüzünde gösterenin ve aşıkların gözünden kendi güzelliğini seyredenin yine O olduğu hakikati.✨ Mutlak Güzellik ve Hz. Yusuf: Bakanların parmaklarını doğradığı o eşsiz güzelliğin bile, ancak yaratıcısının güzelliğinden bir ışıltı olabileceği gerçeği.✨ Aşkın Kırılma Noktası: Şems-i Tebrizî’nin nazarıyla dünyanın en büyük şairine dönüşen Mevlânâ ve Taptuk Emre ile buluşunca infilak eden Yunus Emre örneği.✨ Daha fazlası videomuzda…Bu sohbet; kelimelerin bittiği, aşkın başladığı o ince sızıyı hissedenlere manevi bir ufuk sunuyor. Sıradan güzelliklerin ötesinde, her şeyde "O"nu görmeye ve kulluğun son makamı olan sünnet-i seniyyeye ulaşmaya dair bir davet....Gelin, Dede Ömer Ruşenî’nin divanından süzülen o meşhur beyitlerin rehberliğinde, gönül dünyamızı aydınlatacak bu eşsiz hakikat yolculuğuna beraber çıkalım.
Serdar Tuncer, "Biri Bir Gün"ün bu bölümünde bizleri kalbin derinliklerine, muhabbetin sırrına ve "istemeyi bilmenin" edebine dair eşsiz bir yolculuğa çıkarıyor. Programın merkezinde, "Seven sevdiğinin kaderinden pay alır" hakikatiyle sarsılırken, gerçek sevginin sadece dilde değil, haldeki sirayetine şahitlik ediyoruz.Sohbet ilerledikçe, Peygamber Efendimiz’in (sav) yanına gelen bir bedeviyle olan diyaloğu üzerinden sarsıcı bir soruyla yüzleşiyoruz: "Bir ihtiyacın var mı?" Dünyalık küçük isteklerin gölgesinde kalan ufkumuzu, Hz. Musa’nın karşısına çıkan o "aklı ahirette" olan yaşlı kadının hikayesiyle genişletiyoruz. Sadece istemeyi değil, "ne isteyeceğini bilmenin" bir marifet olduğunu yeniden idrak ediyoruz.Serdar Tuncer, Osmanlı’nın o zarif ruhunu yansıtan "Diş Kirası" geleneğinden, Selatin camilerindeki ince peygamber sevgisine kadar geniş bir yelpazede medeniyetimizin izlerini sürüyor. Ramazan’ın bereketiyle harmanlanan bu sohbette, insanın Rabbiyle ve Peygamberiyle kurduğu bağın, hayatın her anına nasıl bir zarafet katması gerektiğini hatırlıyoruz.🕊️ Bu bölümde öne çıkan başlıklar:🎙️ Seven Sevdiğinin Kaderinden Pay Alır: Uzaktaki bir dostun sızısını kalbinde hissetmek... Sevginin görünmez bağları ve kader ortaklığı üzerine bir tefekkür.🪙 İstemeyi Bilmek: Peygamber kapısında dünya malı mı istenir, yoksa "cennette komşuluk" mu? Beni İsrail’in yaşlı kadınının Hz. Musa’yı hayretler içinde bırakan dersi.🕌 Medeniyetimizin Zarif İzleri: "Diş Kirası" nedir? Misafire neden borçlu hissedilir? Ecdadın Peygamber sevgisini camilerin mimarisine nakşediş hikayesi.📜 Ahiret Aklı vs. Dünya Aklı: Maddi ihtiyaçların ötesine geçip ebedi olanı talep etmenin izzeti.Serdar Tuncer’in samimi üslubu ve hikmetli kıssalarıyla şekillenen bu sohbet; bizi kendi iç dünyamızda bir muhasebeye çekerken, eksik bıraktığımız teşekkürleri ve unuttuğumuz duaları hatırlatıyor.Gelin, bu muhabbet sofrasında gönüllerimizi yeniden inşa edelim...
Dr. Ömer Demirbağ, “Ya Ben Öleyim mi Söylemeyince” programının bu bölümünde; medeni ilişkiler ile gerçek dostluk arasındaki o ince çizgi, dostun insanın manevi dünyasına ve ahiret hayatına olan sarsıcı etkisi tüm derinliğiyle anlatılıyor. Sohbet, günlük hayatta merhabalaştığımız yığınların ötesinde, ruhen kucaklaştığımız ve sadece görüntüsüyle bile bize Allah'ı hatırlatan gerçek dostun vasıflarını mercek altına alıyor.Programda, vefa kavramının dostluğun en temel şartı olduğu gerçeği, İslam tarihinin en çarpıcı örnekleriyle işleniyor. Hz. İbrahim'in (a.s.) vefat anında yaşadığı o muazzam teslimiyet , Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) cübbesini yere sererek gösterdiği eşsiz vefa ve Hz. Ebubekir'in kendi sevincini bir kenara bırakıp Resulullah'ın sevincini arzuladığı o üstün fedakarlık anları gönül diliyle aktarılıyor. Ayrıca, 60 şeytanın yapamadığı tahribatı tek başına yapabilen "kötü arkadaş" tehlikesine karşı da çok hayati uyarılarda bulunuluyor.🌿 Programda Öne Çıkan Başlıklar 🌿✨ Gerçek Dost Kimdir?: Hiç konuşmasa bile sükutuyla içinize inşirah veren, siz istemeden arkanızdan dua eden ve herkesin sizi terk ettiği o en kara gün olan ölüm anında bile size faydası dokunabilen kişidir.✨ Hz. Hatice'nin Komşusuna Vefa: Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.), eşi Hz. Hatice'nin eski bir komşusunu gördüğünde yanına ona hürmetle muamele ettiği o hayret verici anlar.✨ Hz. Ebubekir'in Gözyaşları: Babası Ebu Kuhafe iman ettiğinde sevinmek yerine, "Keşke sizin amcanız iman etseydi de bu sevinci siz tatsaydınız" diyerek fedakarlığın zirvesine çıkışı.✨ 60 Şeytan vs. Kötü Arkadaş: 60 şeytanın yoldan çıkaramadığı bir insanı bir kötü arkadaşın nasıl günaha sürükleyebileceği ve çoluk çocuğumuzu korumak için gerekirse mahallemizi bile değiştirmemiz gerektiği gerçeği.✨ Daha fazlası videomuzda…Bu sohbet; sıradan bir arkadaşlık arayanlara değil, çıkar beklemeden, sırf vefa ve Allah rızası için kendi nefsini yoldaşına tercih edenlere manevi bir çağrı niteliğinde. Ailenizden bile koptuğunuz o en çaresiz anlarda elinize uzanacak hakiki dostları bulmaya bir davet...Gelin, ahiret hayatımızı imar edecek bu hayati meseleyi ve dostluğun eşsiz mucizelerini beraber dinleyelim.
Serdar Tuncer, 'Biri Bir Gün'ün bu bölümünde, bizi derin bir tefekküre davet ederek sözün ve amelin tesirinin nereden geldiğini anlatıyor. Başkaları görsün diye yapılan "arz-ı endam" ile sadece Allah'ın rızasını gözeterek kalbinde manayı arayan "arz-ı hal" arasındaki o ince ve sarsıcı farkı merkeze alıyor.Program ilerledikçe, cebindeki dört akçeyi fakirlere dağıtmadan "fakr" (yokluk/hiçlik) makamını anlatmaktan haya eden velînin samimiyetine şahit oluyoruz. Bu eşsiz samimiyet örneği, bizi Yahya bin Cella'nın karşısına çıkan gizemli bir genç hamalın hikayesine götürüyor. Namazına düşkün, dünyalıkta gözü olmayan ve günde sadece bir yük taşıyarak yetinen bu misafirin, kilitli bir odada sırra kadem basması , kalplerimize "Allah'ın gizli ve nazlı kulları aramızda dolaşıyor" hakikatini fısıldıyor.Serdar Tuncer, sadece geçmişten menkıbeler anlatmakla kalmıyor; günümüzde yaşanan savaşlar, zulümler ve bireysel olarak tattığımız vefasızlıklar karşısında içimizi ferahlatacak muazzam bir teselli sunuyor: Kömür madeninde kömür çıkmasına şaşırılmaz ; dünya da vefasızlık ve zulüm yurdudur, bunları görünce şaşırmamak gerekir.🕊️ Bu bölümde öne çıkan başlıklar:🎙️ Arz-ı Endam ve Arz-ı Hal: Sözün kalplere tesir etmesinin sırrı nedir? Gösteriş için okumak ile kendine okumak arasındaki derin fark.🪙 Gerçek Fakr (Hiçlik) Nedir?: Cebinde dört akçe varken yokluktan bahsetmeyi edepsizlik sayan velinin sarsıcı ahlakı.🤲 Fırsatları Ganimet Bilmek: Gündelik hayatta karşımıza çıkan insanlara yardım etmenin veya onlardan yardım kabul etmenin ardındaki ilahi lütuflar.🌍 Şahane Bir Teselli: Dünyadaki haksızlıklara ve vefasızlıklara neden şaşırmamalıyız? Maden metaforuyla kalplere inen mana.Serdar Tuncer’in muhabbetle, hikmetle ve içtenlikle anlattığı bu sohbet; karşımıza çıkan fırsatları geri çevirmemeyi hatırlatırken , kalbimizdeki kötürümlükleri de iyileştirmeye talip oluyor.Gelin, bu mübarek zamanın kıymetini birlikte idrak edelim...
Dr. Ömer Demirbağ, “Ya Ben Öleyim mi Söylemeyince” programının bu bölümünde; Kur'an-ı Kerim'in doğrudan Allahu Teala'nın kelamı olduğu gerçeğini ve "Anlamadan Kur'an okumanın ne anlamı var?" diyenlere karşı ilahi kelamın mucizevi feyzini gönül diliyle anlatıyor. Sohbet, Kur'an'ın sırf Ramazanlarda okunsun veya duvara asılsın diye inmediği , her insanın bu kelama muhatap olduğu ekseninde; meal ve tefsir arasındaki derin farkları ve aslına sadık kalmanın önemini mercek altına alıyor.Programda, Kur'an okunurken konuşanın bizzat Allah olduğu bilinciyle insanın nasıl esas duruşa geçmesi gerektiği işleniyor. Demirbağ, dili anlamadığı halde ayetleri duyunca cezbeye gelen Habib-i Acemi'nin manevi halini ve Kur'an'daki coğrafi işaretlerin Cüneyd-i Bağdadi gibi büyük zatlar tarafından asırlar önce nasıl tasavvufi bir derinlikle anlaşıldığını vurguluyor. Aynı zamanda günümüzde sıkça duyulan "Bize Kur'an yeter" söyleminin arkasında yatan, Peygamber Efendimiz'i (s.a.v.) dinden dışlama çabasına yönelik çok sert ve uyarıcı tespitlerde bulunuyor.🌿 Programda Öne Çıkan Başlıklar 🌿📖 Meal ve Tefsirin Farkı: Bir roman çevirisinde bile anlamın %70'i kaybolurken hiçbir mealin Kur'an'ın aslının yerini tutamayacağı , tefsirin ise ayetleri şerh etme ve anlama çabası olduğu.💓 Habib-i Acemi'nin Sırrı: Arapça bilmemesine rağmen Kur'an'ı duyduğunda kalbiyle anladığı için düşüp bayılan tasavvuf büyüğünün Allah'ın kelamına gösterdiği muazzam hürmet.⚠️ "Bize Kur'an Yeter" Tehlikesi: Sadece Kur'an'ı kabul edip Peygamber Efendimiz'i (s.a.v.) bir postacı gibi görerek sünneti ve hadisleri reddetmenin sinsi bir oyun ve Kur'an'a bizzat ters bir cehalet olduğu.🗣️ Hz. Musa ve Asası: Allahu Teala ile muhatap olmanın lezzetini alan Hz. Musa'nın, sadece elindeki asayı anlatırken sırf Allah ile biraz daha fazla konuşabilmek için lafı nasıl uzattığı.
Serdar Tuncer, 'Biri Bir Gün'ün bu bölümünde, Ramazan-ı Şerif’in manevi ikliminde, dil ile kalp arasındaki en kıymetli köprülerden biri olan “salavat” hakikatini merkeze alıyor. Sohbet, samimiyetin bereketine dair çarpıcı bir örnekle başlıyor: Hiçbir hesap, hiçbir plan olmadan, sadece muhabbetle söylenen bir ilahinin nasıl gönülleri aştığını ve Allah’ın bir kulunu nasıl hiç umulmadık yerlere taşıdığını gözler önüne seriyor.Program ilerledikçe, Peygamber Efendimiz’in (sav) minbere çıkarken Cebrail Aleyhisselam’ın dualarına “amin” dediği o sarsıcı hadise üzerinden, Ramazan’ın aslında bir kurtuluş fırsatı olduğu hatırlatılıyor. Özellikle Efendimiz’in (sav) adını duyduğu halde salavat getirmeyenlerin mahrumiyetine dair uyarı, bu ayın kıymetini bilenler için güçlü bir ikaz niteliği taşıyor.Serdar Tuncer, sadece büyük hakikatleri anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda samimiyetin, doğallığın ve “kendin gibi olmanın” manevi değerini de vurguluyor. Çünkü bazen Allah’ın en büyük lütfu, insanın süslü değil, sahici olmasıyla tecelli ediyor.🕊️ Bu bölümde öne çıkan başlıklar:🌙 Ramazan’ın Büyük Fırsatı: Bu aya eriştiği halde affedilmeyenlerin ne büyük kayıp içinde olduğu gerçeği.🤲 Salavatın Sırrı: Salavat getirmenin, Allah’ın ve meleklerin yaptığı bir ibadete ortak olmak anlamına gelmesi.⚠️ Üç Büyük İkaz: Cebrail Aleyhisselam’ın yaptığı ve Peygamber Efendimiz’in (sav) “amin” dediği o sarsıcı dualar.🎙️ Samimiyetin Bereketi: Gösterişten uzak, içten yapılan bir amelin nasıl milyonların kalbine ulaşabildiği.💎 Kendin Gibi Olmak: Allah katında kıymetin, taklitte değil, sahicilikte gizli olması.Serdar Tuncer’in muhabbetle, hikmetle ve içtenlikle anlattığı bu sohbet; Ramazan’ın sadece aç kalmak değil, kalbi diriltmek olduğunu hatırlatırken, dilimizi salavatla, gönlümüzü muhabbetle süslemenin önemini yeniden hatırlatıyor.Gelin, bu mübarek zamanın kıymetini birlikte idrak edelim...Gelin, Beraber Yürüyelim...
Dr. Ömer Demirbağ, “Ya Ben Öleyim mi Söylemeyince” programının bu bölümünde; kelamullah olan Kur'an-ı Kerim'in iniş sürecini, vahyin sarsıcı ağırlığını ve günümüzde çokça sorulan "Anlamadan Kur'an okumanın faydası var mıdır?" sorusunun cevabını gönül diliyle anlatıyor. Sohbet, Kur'an'ın doğrudan Allah'ın kullarıyla konuşması olduğu gerçeği ekseninde; ayetlerin aslına sadık kalarak, Allah Resûlü'nün (s.a.v.) telaffuz ettiği gibi okunmasının bir ibadet ve zikir olduğu hikmetini mercek altına alıyor.Programda, vahiy gelirken Peygamber Efendimiz'in yaşadığı manevi ve fiziki haller; devenin çöktüğü, Hz. Ali'nin ayağının ezildiği o olağanüstü anlar ile azap ayetlerinin Peygamberimiz'i nasıl ihtiyarlattığı derinlemesine işleniyor. Demirbağ, Bi'ri Maûne olayında 70 hafızın şehit edilmesiyle Kur'an'ın yazıya geçirilme serüvenini ve dünyanın dönüşü sayesinde yeryüzünde her an kesintisiz Kur'an okunduğu gerçeğini vurguluyor.🌿 Programda Öne Çıkan Başlıklar 🌿🐪 Vahyin Ağırlığı: Ayetler inerken devenin çökmesi ve Hz. Ali'nin Peygamberimiz'in ayağının altındaki o tarifsiz ağırlığı hissetmesi.💔 70 Hafızın Şehadeti: Kur'an'ı ezbere bilen 70 Hafız sahabinin Bi'ri Maûne'de pusuya düşürülerek şehit edilmesi ve ayetlerin yazıya geçirilmesi.🕋 Kabe Duvarındaki Şiirler: Müşrik şairlerin bile Kur'an'ın mucizevi anlatımı karşısında utanıp kendi şiirlerini Kabe'den indirmeleri.🤲 "Ey İman Edenler" Sırrı: Kur'an'ın sadece anlayanlara değil, Veda Hutbesi'ndeki gibi tek kelime Arapça bilmeyen binlerce insana sadece iman şartıyla hitap edebilmesi.✨ Daha fazlası videomuzda…Bu sohbet; "Anlamadan okumanın ne faydası var?" diyerek zihni bulananlara, Kur'an'ı bir imtihan metni değil, bir iman mektubu olarak görenlere bir çağrı. Aklın sınırlarını aşıp, kalbin antenleriyle Allah'ın kelamını dinlemeye davet...Gelin, bu hayati meseleyi ve Kur'an'ın eşsiz mucizelerini beraber dinleyelim.
Zevk-i Tahattur’un bu bölümünde Saadettin Ökten hocamızla, modernitenin sunduğu şatafatlı yaşam ve ekranların alıkoyucu dünyası karşısında, Ramazan'ın o asude iklimine nasıl sığınacağımızı konuşuyoruz. İnsanın kendi kendine kalmaktan korktuğu bu çağda, telefonu bir kenara bırakıp kalbimize dönmenin, tefekkür ve zikrullah ile yalnız kalabilmenin yollarını arıyoruz.Ramazan, ruhumuza ferahlık veren, kalbimize safiyet lütfeden bir sükûnet ayıdır. Ancak günümüzde hızla akan hayatın , dikkatimizi dağıtan kaydırmalı ekranların ve başkalarının yazdığı dünyevi senaryoların gölgesinde hakikati arıyoruz.🕊️ Bu bölümde öne çıkanlar:🔸 Telefonları Kapatmak: Çağdaş insanın en büyük sınavı olan cep telefonlarını ve küreselcilerin dünyasını bir kenara bırakıp , hutbeye, tezekküre ve tefekküre odaklanma zarureti.🔸 Gökyüzünde İftar: Bodrum'a uçakla seyahat ederken yanındaki hurma ve zemzemle 15-20 kişiye iftar açtıran, Ümre'den dönmüş Hacı teyzenin o samimi hatırası.🔸 Muhabbetin Can Suyu: Paramız olmasa bile bir tebessümle, bir Nasreddin Hoca fıkrasıyla, bir menkıbeyle veya bir çocuğun başını okşayarak insanlara hizmet etmenin kıymeti.🔸 Dilin Sınavı: "Eline, beline, diline" düsturunda, el ve belin zaten kırmızı çizgi olduğu , asıl zor olanın "ele geleni yersin, dile geleni dersin" tehlikesine karşı dile sahip çıkmak olduğu gerçeği.🔸 Kalbin Tatmini: Zikrullah ile dolan bir kalbin, artık başka hiçbir şey isteyemez, aklına bile getiremez hale gelecek kadar derin bir doyuma ulaşması.Bu sohbet, sadece eski günlere dair bir Ramazan nostaljisi değil ; hız çağında kendi kendimizle baş başa kalabilmenin ve anın kalitesini artırabilmenin bir reçetesidir. Bazen otobüste uzatılan bir hurma , bazen susmayı bilmek , bazen de her yerin efsunlu sükununda gece tefekküre dalmak…. İnsan, bu hikmetli sözleri dinledikçe, modernitenin sınırlarının dışına çıkmanın ve gönlü zenginleştirmenin ne kadar elzem olduğunu bir kez daha anlıyor.Gelin, vaktin sahibine sığınarak iç dünyamıza doğru sakin bir yolculuğa çıkalım.
Altay Cem Meriç’in hazırlayıp sunduğu “Bildiğin Gibi Değil” programının bu bölümünde; Kötülük problemi neden İslam düşüncesinde Batı'daki kadar yakıcı bir mesele olmadı?Allah kötülüğü biliyorsa, gücü yetiyorsa ve iyiyse neden engellemiyor?Bu soru gerçekten Allah'ın varlığını çürütür mü, yoksa insanın Allah'ı insan gibi düşünme hatasından mı kaynaklanıyor?Bu bölümde;🧠 Kötülük probleminin klasik üçlü formu (mutlak kudret + mutlak bilgi + mutlak iyilik) neden muhal bir sonuca götürüyor?⚖️ Allah'ın "mucip bizzat" mı yoksa "faili muhtar" mı olduğu tartışmasının bu soruya nasıl farklı cevaplar verdiği🔥 Mutezile, Eş'arî ve Mâturîdî bakışlarının kötülük meselesine yaklaşımı🛡️ "Herkes tanrı olsaydı kötülük olmazdı" iddiasının aklen neden çöktüğü🌍 Kötülüğün aslında "Adem" (Allah'tan uzaklık) olduğu metafizik bakış📿 Ahiret denkleme girince dünyanın bütün adaletsizliklerinin neden "sonsuz karşısında sıfır" hale geldiğiİnternet forumlarında "Allah varsa neden çocuklar ölüyor?" diye başlayan tartışmaların, aslında çoğu zaman antropomorfik (insan biçimci) bir Tanrı tasavvurundan kaynaklandığını gösteriyoruz.Bu videoyu izledikten sonra kader ve kötülük meselesine bakış açınız muhtemelen bir daha eskisi gibi olmayacak.Sizce kötülük problemi hâlâ güçlü bir itiraz mı, yoksa büyük oranda yanlış bir Tanrı tasavvurundan mı kaynaklanıyor?Düşüncelerinizi yorumlara yazın, uzun uzun tartışalım.Gelin, Beraber Yürüyelim...
Dr. Ömer Demirbağ, “Ya Ben Öleyim mi Söylemeyince” programının bu bölümünde; günümüzün en büyük yaralarından biri olan boşanma konusunu ve aile kurumunun maruz kaldığı modern ve sinsi saldırıları gönül diliyle anlatıyor. Sohbet, Allah Resûlü'nün (s.a.v.) "Allah’ın en sevmediği helal, boşanmaktır" hadis-i şerifi ekseninde; eşlerin birbirine "elbise" oluşunun hikmetini ve yuvanın nasıl bir "hususi cennet" kalabileceğini mercek altına alıyor.Programda, modern medyanın ve dizilerin "özgürlük" adı altında boşanmayı nasıl teşvik ettiği, "Kocan aldatıyorsa sen de aldat" gibi zehirli mesajların toplumu nasıl bir "gizli kıyamete" sürüklediği derinlemesine işleniyor. Demirbağ, aşkın zikzaklı yapısına karşın merhametin bir ömür sürdüğü gerçeğini hatırlatarak; evliliğin asıl vitamininin sabır ve merhamet olduğunu vurguluyor.Bu bölüm sadece bir aile dersi değil; "Güler yüz sadakadır" düsturuyla, eşlerin birbirine "potansiyel düşman" değil, "Allah’ın emaneti" olarak bakmasının reçetesini sunuyor. Şeytanın en büyük hedefi olan aileyi korumak için, lekelenen "elbiseyi" atıp yenisini almak yerine, onu temizlemenin ve sabırla onarmanın manevi yolları anlatılıyor.🌿 Programda Öne Çıkan Başlıklar 🌿💔 Allah'ın Sevmediği Helal: "Boşanmak caizdir ama Allah'ın en sevmediği helaldir" uyarısı. 🛡️ Elbise Metaforu: Kur'an'ın ifadesiyle eşlerin birbirinin ayıbını örten bir "üniforma" olması. 🌪️ Modern Tuzaklar: Boşanmanın "kendi ayakları üzerinde durmak" yalanıyla süslenip teşvik edilmesi. 🍬 Güler Yüzün Gücü: Evdeki soğukluğu kıran en büyük sadaka ve iletişim ilacı. ⏳ Aşk mı, Merhamet mi?: Aşkın geçiciliği karşısında aileyi ayakta tutan asıl güç: Merhamet.✨ Daha fazlası videomuzda…Bu sohbet; "Yuvayı yıkmak kolay, yapmak zordur" diyerek sabrı kuşananlara, eşini bir "rakip" değil, ahiret yoldaşı görenlere bir çağrı. Tahrip edilmiş gönülleri onarmaya, "kırılanı atmayıp tamir etmeye" ve evi yeniden "cennet bahçesi" yapmaya davet...Gelin, bu hayati meseleyi ve çözüm yollarını beraber dinleyelim.
Kafamda Dijital Sorular’ın bu bölümünde; Japonya’dan dünyaya yayılan ve gençleri yıllarca odalarına hapseden "Hikikomori" sendromundan, yapay zekanın yaşlılığımıza etkisine; "alkış" kelimesinin tarihsel kökeninden dijital dünyada kaybettiğimiz "dayanıklılık" (resilience) kavramına kadar geniş bir yelpaze ele alınıyor. Akıllı huzurevlerinde son nefesimizi yapay zeka ile mi vereceğiz? Modern çağın getirdiği yalnızlık, bir tercih mi yoksa bir kaçış mı? Sanal alemde başkalarının ayıplarını arayan "dijital gladyatörlere" mi dönüştük? Dijitalleşme hangi boyutta olursa olsun, özümüzdeki cevher ancak iyilikle ve iradeyle açığa çıkar. Bu videoda:00:00 — Yaşlılıkta Bize Yapay Zeka mı Bakacak?00:50 — Hikikomori: 30 Yıl Odasından Çıkmayan İnsanlar02:07 — İnsan Zihnini İnşa Eden İnanç Prensipleri ve Ahlak03:36 — Külli İdrak ve İrade Sahibi Olmak05:16 — Modernizm İnsan Merkezli midir?07:42 — "Vakit Öldürmek" vs. Zamanın Kıymeti10:11 — İyilik Ertelenebilir Bir Şey Değildir12:02 — Sanal Alemde Kusur Aramak ve "Settar" Sıfatı13:11 — "Alkış" Kelimesinin Aslı ve Değişen Anlamı15:38 — Resilience (Dayanıklılık) ve Çabuk Vazgeçme Sorunu17:18 — Zihinsel Diyet: Dijital İçerik Piramidi18:48 — Dijital Detoks mu, Manevi Halvet mi? Bu videodan öğrenecekleriniz:• Toplumdan tamamen kopan Hikikomori gençliğinin psikolojisini, • "Alkış"ın aslında dua ve övgü demekken nasıl bir ego aracına dönüştüğünü, • Dijital dünyada sebat etmenin ve dayanıklılığın (resilience) neden azaldığını, • Dijital detoksun tasavvuftaki "halvet" ve "uzlet" kavramlarıyla farkını. Gelin, hakikati beraber düşünelim...Gelin, birlikte düşünelim.
Bu bölümde Serdar Tuncer; Cem Karaca'nın "Sevda Kuşun Kanadında" eseriyle hüzünlü ve derin bir giriş yapıyor, ardından sözü Türk savunma sanayiinin öncü ismi merhum Özdemir Bayraktar’ın ilham veren hayat mücadelesine getiriyor. Sohbet, başarının sadece imkan meselesi değil, bir "adanmışlık ve delilik" hali olduğunu çarpıcı hatıralarla ortaya koyuyor.Özdemir Bayraktar'ın bıyıklarını kesip sahaya inmesinden, Baykar'ın pes etme noktasına geldiği o kritik ana; bir üsteğmenin kantin paralarıyla İHA almak istemesinden, bürokratik engellere karşı verilen o büyük savaşa kadar pek çok yaşanmışlık bu videoda. Ayrıca programın sonunda, yakın zamanda kaybettiğimiz yazar Bülent Akyürek'e duyulan vefa ve hüzünlü bir kitap tavsiyesi de yer alıyor.🕊️ Bu bölümde öne çıkan başlıklar:🎵 Müzik Dinleme Adabı: Müziği bir meşgaleye "çeşni" yapmak ile ona gerçekten vakit ayırıp "dinlemek" arasındaki fark.🚀 Başarının Formülü: "İlim, akıl, gayret, güç" dörtlüsüne eklenen tecrübe, istikrar ve hepsinden önemlisi "işinin delisi olmak."🪖 Özdemir Bayraktar'ın Azmi: Hastalığına rağmen helikoptere binerek Mehmetçik ile sahada omuz omuza çalışması.🛑 Engeller ve Sabotajlar: Terörle mücadelede geliştirilen çözümlerin (mayın sinyal kesiciler) nasıl engellendiği ve başarının önünün nasıl kesilmeye çalışıldığı.📞 Kaderi Değiştiren Telefon: Tam "Bu işi bırakıyoruz" denilen anda, Hakkari'den arayan Aydın Üsteğmen'in kantin parasıyla İHA talep etmesi ve tarihin akışının değişmesi.📚 Geriye Doğru İleri: Merhum yazar Bülent Akyürek'in ardından hüzünlü bir veda, "keşkeler" ve onun ömrünün hülasası olan son kitabı.Serdar Tuncer’in samimi anlatımıyla; milli teknoloji hamlesinin ardındaki "ruh"u, çekilen çileleri ve bir dostun ardından duyulan hüznü hissedeceğiniz dopdolu bir bölüm.Gelin, Biri Bir Gün'de gönül heybemizi dolduralım...Gelin, Beraber Yürüyelim...
Altay Cem Meriç’in hazırlayıp sunduğu “Bildiğin Gibi Değil” programının bu bölümünde; kader, özgür irade ve kötülük problemi gibi İslam düşüncesinin en derin ve en çok merak edilen teolojik meseleleri masaya yatırılıyor.Bu bölümde mesele; "Allah ne yapacağımızı biliyorsa bizi neden yarattı?" veya "Kader varsa irademiz nerede?" gibi internet forumlarında sıkça karşılaşılan sorulara klasik cevaplar vermekten öte, bu soruların temelindeki mantık hatalarını ve hatalı Tanrı tasavvurlarını ifşa etmektir. İnsanın kendi sınırlı aklını merkeze alarak, zamandan münezzeh olan Allah'ı insan gibi düşünme (antropomorfizm) ve "Görüneni görünmeyene kıyas etme" (Kıyasül gayip al şahit) hatasına düşmesinin, konuyu bir çıkmaza sürüklediği vurgulanıyor.📌 Bu bölümde ele alınan başlıca konular:🧠 Hatalı Tanrı Tasavvuru: Allah'ın bilmesi ile yaratması arasına zaman ve süreç koyan, insan biçimli Tanrı algısının mantıksal tutarsızlığı.⚖️ Kıyasül Gayip Al Şahit: İnsanın kendi işleyişinden yola çıkarak Allah'ın zatını ve iradesini kavrayabileceği zannının (antropomorfizm) eleştirisi.🔓 Özgür İrade ve Sorumluluk: İnsanın ahlaki bir fail olarak tanınması, metinlerdeki mükellefiyet vurgusu ve özgür iradenin "bedihi" (apaçık) bir gerçeklik oluşu.🛡️ Kaderin Psikolojik Gücü: Başarıda kibri, başarısızlıkta ve musibette ise depresyonu engelleyen, insanı dengeleyen (stabilize eden) kader inancının pratik faydaları.🚀 Tevekkül ve Eylem: İstişareden sonra teslim olmanın eylem kabiliyetini nasıl artırdığı ve kader inancının Gazze örneğinde olduğu gibi nasıl bir psikolojik direnç doğurduğu.💬 Bu bölümün merkezindeki soru şudur: Kader inancını tartışmak mı bizi doğruya ulaştırır, yoksa kaderin sunduğu o büyük psikolojik ve ahlaki zeminde sağlam durabilmek mi? 🔔 Kelam fırkalarının derin tartışmalarından ziyade; kaderin İslam'ı çürütmediğini, aksine insanı hayata karşı daha dirençli kılan rasyonel bir sığınak olduğunu fark etmek isteyenler için.Gelin, beraber yeniden düşünelim...
Dr. Ömer Demirbağ, “Ya Ben Öleyim mi Söylemeyince” programının bu bölümünde; 17. yüzyılın en sarsıcı, en "renkli" ve cezbe dolu simalarından biri olan Niyazi-i Mısri Hazretleri’ni gönül dilinden anlatıyor. Program, Mısri’nin Malatya’dan başlayıp mürşidi Ümmü Sinan’ın kapısında kemale eren, oradan da Limni Adası’ndaki sürgün yıllarına uzanan çileli ama aşk dolu yolculuğunu mercek altına alıyor.Sohbette, "Sadıklarla olunuz" emr-i ilahisinin sırrı ve bir mürşidin manevi ikliminde "emzirilmenin" ne anlama geldiği derinlemesine işleniyor. Mısri’nin, mürşidinin ayağının tozuna yüz sürmesi ve aşkın olduğu yerde aklın nasıl devreden çıktığı; "Aşık adamı sorumlu tutamazsınız" hakikatiyle birleşerek anlatılıyor.Bu program sadece tarihi bir portreyi değil; "Dövene elsiz, sövene dilsiz" olmanın ve Taif’te taşlanırken bile dua eden Peygamber ahlakının, insanın "melekleşme" yolculuğundaki yerini hatırlatıyor.🌿 Programda Öne Çıkan Başlıklar 🌿🌪️ Aşk ve Akıl: "Aşkın olduğu yerde akıl devreden çıkar" diyen cezbe hali.🚪 Manevi Emzirilme: Ümmü Sinan Hazretleri'nin kapısında yetişen bir ruh.⚖️ İki Farklı Meşrep: İbrahim Hakkı Hazretleri’nin temkini ile Niyazi-i Mısri’nin coşkunluğu arasındaki fark.💎 En Büyük İrfan: "Kişi noksanını bilmesi gibi irfan olmaz" düsturu.✨ Daha fazlası videomuzda…Bu sohbet; "Yunus durur söyleyen" diyerek hakikati şiire dökenlere, "Taşrada arama, can içindedir" diyen bir uyanışa davet. Malatya'dan Limni'ye uzanan hüzünlü ama ihtişamlı bir ömrün hikayesi...Gelin, bu "renkli" ve aşık ruhu beraber tanıyalım.
Zevk-i Tahattur’un bu bölümünde Saadettin Ökten hocamızla, gök kubbede hoş bir sadâ bırakan, sesiyle haramileri bile dize getiren büyük dayısı Hafız Sami Efendi’nin aziz hatırasına misafir oluyoruz. Filibe’den Dersaadet’e uzanan bir göç hikayesi, tekke ikliminden Edirnekapı’daki kabristanlara yansıyan bir teslimiyet ve dünya malını elinin tersiyle iten bir dervişlik...Bir zamanlar "ses", sadece kulağa değil, ruha da şifa idi. Şöhretin ve servetin peşinde koşmak değil, elindekini hiç düşünmeden sevdiklerine bağışlamak, "gönül yapmak" en büyük zenginlik sayılırdı.🕊️ Bu bölümde öne çıkanlar:🔸 Haramilerin Hürmeti: Gece vakti mezarlıkta yol kesen eşkıyanın, "Hafız Abi tanıyamadık, affet" deyip geri çekilmesi.🔸 Sarhoşun Feryadı: Vefatından sonra kapısına gelip "Ruhumuzu teselli ediyordun, bizi bırakıp nereye gittin?" diye ağlayan meçhul adam.🔸 Gönül Zenginliği: Bir paşa konağında kazandığı 200 altını, tek kuruşuna dokunmadan kız kardeşine ev alarak bağışlaması.🔸 Kuşların Zikri: Gece okuyuşlarında kafesteki kuşların da coşup ona eşlik ettiği o mistik atmosfer.🔸 Medine Yolları: Cebinde parası olmadan "Allah verir" teslimiyetiyle çıkılan ve sadece bir halı ile "Resulullah'ın selamı" getirilerek dönülen hac yolculuğu.Bu sohbet, sadece bir hafızın hayat hikayesi değil; eşkıyanın bile ilme ve sese hürmet ettiği, sarhoşun bile maneviyattan nasibini aradığı kayıp bir medeniyetin resmidir.Bazen bir mezarlık sessizliği, bazen bir sarhoşun gözyaşı, bazen de kuşların cıvıltısı…İnsan, bu güzel şahsiyetleri dinledikçe, dünyevi hırsların ne kadar boş, gönül yapmanın ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha anlıyor.Gelin, sesin, sükûtun ve feragatin izinde birlikte yürüyelim.
Bu bölümde Serdar Tuncer; "İnsan kula nasıl muamele ederse, Allah da ona öyle muamele eder" hakikatini merkezine alarak, hem dünya hem de ahiret hayatımızı şekillendirecek sarsıcı bir formülü masaya yatırıyor. Sohbet, eski şarkılardaki ince manalardan yola çıkıp, insan ilişkilerinin en hassas noktası olan "hak-hukuk" meselesine, oradan da kalplerin sultanı İmam-ı Azam Hz. ile dervişlerin piri İbrahim Ethem Hz. arasındaki o muazzam diyaloğa uzanıyor.Sadece büyük manevi meseleler değil; günlük hayatın içinden nezaket kuralları da bu sohbette yerini buluyor. WhatsApp mesajlaşmalarındaki özensizlikten, trafikteki tahammülsüzlüğe; "Hürmetler dilerim" ifadesindeki dil yanlışından, büyüklere "muhabbetle" hitap etmenin adabına kadar, hayatın içinden ince ayarlar yapılıyor.🕊️ Bu bölümde öne çıkan başlıklar:⚖️ Büyük Formül: Allah’ın sana cömert olmasını istiyorsan cömert ol, affetmesini istiyorsan affet, sevmesini istiyorsan sev.🤝 İmam-ı Azam Hz. ve İbrahim Ethem Hz.: Zahir ilminin zirvesi ile batın ilminin derinliği arasındaki hürmet ve "alacağından vazgeçme" dersi.⚠️ "Hakkım" Deme Tehlikesi: İnsan diğer kullardan hakkını zerresine kadar isterse, ilahi huzurda kendi hesaplaşması nasıl olur?📱 Dijital Adab: Tek tek (tık tık tık) atılan mesajların verdiği rahatsızlık ve doğru iletişim üslubu.🗣️ Dilin Zarafeti: "Saygı dilerim" değil "Saygı sunarım/ederim"; "Bilmukabil" kelimesinin doğru kullanımı.Serdar Tuncer’in samimi, bazen celalli ama hep muhabbetli anlatımıyla şekillenen bu sohbet; borç-alacak davası güdenlere ferah bir kapı aralarken, insan ilişkilerinde kaybettiğimiz zarafeti yeniden hatırlatıyor.Gelin, Biri Bir Gün'de gönül heybemizi dolduralım...Gelin, Beraber Yürüyelim...
Savaş Şafak Barkçin, “Bi' de Buradan Bak” programında bu bölümde Epstein dosyaları üzerinden Batı medeniyetinin "makyajını" siliyor ve güç odaklarının dokunulmazlığını masaya yatırıyor. Epstein skandalının sadece bir magazin olayı değil, küresel güç sisteminin bir özeti olduğunu anlatan bölümde; – İnsan hakları söylemi ile çocuk istismarı gerçeği arasındaki uçurum– Robert Kolej yöneticisinin Epstein ile para trafiği ve Türkiye bağlantısı– Clinton’dan Trump’a, filozoflardan prenslere uzanan suç ağı– WhatsApp ve teknoloji devlerinin "uçtan uca şifreleme" yalanı ve dijital gözetim– ABD siyasetini ve medyasını perde arkasından yöneten lobi faaliyetleri– "Batı bilimde ilerledi" diyerek ahlaki çöküşü görmezden gelmenin bedeli ele alınıyor.🔻 Öne Çıkan Mesajlar 🔻🎭 Vitrinde "Özgürlük", arkada "Vahşet"🇺🇸 Asıl İsrail, Amerika Birleşik Devletleri'dir📵 Dijital mahremiyet diye bir şey yok, hepsi gönüllü teslimiyet🏛️ Güç sahibiysen ahlaksızlığın "standart" sayılır📉 Batı hayranlığı, celladına aşık olmaktırGözümüzün önündeki "medeniyet" maskesine kanacak mıyız, yoksa arkasındaki çürümeyi görecek miyiz? Sadece lafa mı bakacağız, yoksa icraata mı?👉 Uyan, fark et, sorgula. Hakikati gör, öyle konuş.Gelin, Beraber Yürüyelim...
Altay Cem Meriç’in hazırlayıp sunduğu “Bildiğin Gibi Değil” programının bu bölümünde; "Yeni Ateizm"in ve internet forumlarının diline pelesenk olan "Kur'an bilimle çelişiyor" iddiaları, bilim tarihi ve İslami literatürün gerçekleri ışığında masaya yatırılıyor.Bu bölümde mesele; sadece "Dünya düz mü?" veya "Sperm nerede üretilir?" gibi popüler sorulara cevap vermekten öte, bu itirazların arkasındaki sığ tarih bilgisini ve "Bilim Tarihi Miti"ni ifşa etmektir. Modern insanın, geçmişi "karanlık ve cahil", bugünü ise "her şeyi çözmüş" olarak gören kibirli bakış açısının (pozitivist tarih), metinleri anlamamızın önündeki en büyük engel olduğu vurgulanıyor.İslam alimlerinin yüzyıllar önce bildiği gerçeklerin bugün "yeni keşfedilmiş" gibi sunulmasının arka planı ve ateist argümanların aslında Kur'an'la değil, kendi kurguladıkları "hatalı Kur'an yorumlarıyla" savaştığı gerçeği cesurca sorgulanıyor.📌 Bu bölümde ele alınan başlıca konular:🌍 Dünya Düz mü?: İslam alimlerinin asırlar öncesinden gelen "yuvarlak dünya" icması ve "bilim ilerledi din değişti" algısının tarihsel analizi.❤️ Akleden Kalp: Kur'an'daki "kalp ile düşünme" ifadesi anatomik bir hata mı, yoksa Galen'den beri bilinen felsefi bir metafor mu? 🧬 Tarık Suresi ve Anatomi: "Sperm bel kemiğinden mi gelir?" iddiasına karşı, antik dünyadaki testis (hüsye) ve hadım bilgisinin sunduğu tarihsel kanıt.🐪 Deve İdrarı Hadisi: Rivayetin genel bir emir değil tıbbi bir reçete oluşu ve modern tıptaki nahoş yöntemlerle (rektal tuşe) rasyonel kıyaslaması.📚 Bilim Tarihi Miti: Geçmiş insanları "cahil" sanan modernist kibrin , ayetleri ve hadisleri yorumlarken yarattığı körlük💬 Bu bölümün merkezindeki soru şudur: Bir metni yargılarken "bilimsel hata" bulduğumuzu sanmamızın sebebi, metnin kendisi mi yoksa bizim bilim tarihine, dil sanatlarına ve felsefi kullanımlara olan derin yabancılığımız mı?🔔 Tefsir usulü, bilim tarihi ve kelam ekseninde; forum sitelerindeki ezberleri bozmak, "bilimsel" kılıflı hurafeleri görmek ve İslami birikimin entelektüel derinliğini fark etmek isteyenler için.Gelin, beraber yeniden düşünelim...
loading
Comments 
loading