DiscoverCanca Sesli Kitap
Canca Sesli Kitap
Claim Ownership

Canca Sesli Kitap

Author: Canca Şeyler

Subscribed: 158Played: 2,114
Share

Description

Bu kanalda yerli ve yabancı yazarlara ait şiir, öykü ve romanları dinleyebilir, bazen de ilgimi çeken konular üzerine gerçekleştirdiğim sohbetlere konuk olabilirsiniz.

Herkese keyifli dinlemeler…

▫️ Youtube: Canca Şeyler (https://www.youtube.com/channel/UCokT5vpQVwaioDfAU2mcHtg)
▫️ Twitter: @_cancaseyler
▫️ Instagram: @yusufcangokkaya

#şiir #seslikitap #sohbet
309 Episodes
Reverse
Öykü: Ömer Seyfettin - Bahar ve KelebeklerSeslendiren: Yusuf Can Gökkaya"Türk kadınları asla sevinç ve saadetten mahrum değildiler. Sevinç ve saadetten mahrum olanlar sizsiniz. Şimdiki kadınlar... Siz bozuldunuz. Siz büyükannelerinize benzemediniz. Ah biz... Gençken ne kadar mesut idik. Bütün meşguliyetimiz eğlence ve neşe idi. Bahar, şu arkamdaki bahar bizi sevinçten deli ederdi. Şimdi siz bunları görmüyorsunuz, siz bu zehirleyici kitaplar üzerine düşüyor, kabarıyor, soluyor, hırçın, berbat, tahammûl olunmaz bir mahlûk oluyorsunuz...Genç kız gülümsedi. Büyükannesinin böyle hiddetli serzenişlerini her vakit dinler, bazen onun mûnakaşa ederdi. "Hiç siz okumaz mıydınız, büyükanneciğim?" diye sordu..."
Öykü: Sabahattin Ali - Arap HayriSeslendiren: Yusuf Can GökkayaArap Hayri, kendi halinde kasabasında ayakkabı boyacılığı yapan Hayri'nin şansının yaver gitmesi üzere kasabasına gelen tiyatrocuların oyununda yer alması ve oyunculardan birine karşı olan imkansız aşkını konu almaktadır.
Öykü: R. M. Rilke - Kalem ve KılıçSeslendiren: Yusuf Can Gökkaya"Biz doğanın henüz kaba, söz dinlemez çocuklarının buram buram tüten demirci ocağının kızgın ateşi üzerinde tutulup, güçlü çekiç darbeleri altında dünya işlerinde kullanılacak yararlı nesnelere dönüştürülmemiz gerekiyordu. Öyle de oldu. Sen kılıç şeklini alıp kocaman ve sivri bir uçla donatıldın; ben de bir kalem olup ince ve zarif bir uca kavuştum. Bir işe soyunacağımız zaman ilkin pırıl pırıl uçlarımızı ıslatmamız gerekiyor. Sen kanla, ben yalnız mürekkeple."
Sait Faik Abasıyanık - Havada Bulut Seslendiren: Yusuf Can Gökkaya"İstanbul'da tifüs, memlekette zelzele, dışarıda harp, ben sana aşığım.”Bu eserde yer alan Kurabiye isimli öyküde yer alan bu güzel alıntıyla aktarmak istedim onlarca sayfayı.Eser içindeki tüm öyküleri tek parça halinde dinleyebilirsiniz. Keyifli dinlemeler...
Öykü: Ömer Seyfettin - Kızılelma Neresi?Seslendiren: Yusuf Can Gökkaya"Padişah yine acı acı güldü. "Dünya ne tuhaftır! " dedi, "Siz işte bu halkın başlarısınız. Bu halkı idare edersiniz. Halbuki onun istediği şeyin ne olduğunu bilmezsiniz."Huzurundaki kulları sualine bir cevap bulamamaktan kıvranırlarken o da sıkıldı. Kendi kendine sordu: "Ey Süleyman! Bunlara sorduğun şeyin ne olduğunu acaba kendin bilir misin?""Bilmem ama . . .""Ama? "" Sezerim!"
Öykü: Ömer Seyfettin - Pembe İncili KaftanSeslendiren: Yusuf Can Gökkaya"Muhsin Çelebi dışarı çıkarken, kendi gibi hayretten donan nedimlerine "Şunun kaftanını veriniz" dedi . Muhariplerden biri koştu. Tahtın önünde serili kaftanı topladı . Türk elçisine yetişti: "Buyurun . Kaftanınızı unutuyorsunuz." Muhsin Çelebi durdu, güldü . Çıktığı kapıya doğru dönerek şahın işiteceği yüksek bir sesle "Hayır, unutmuyorum. Onu size bırakıyorum. Sarayınızda büyük bir padişah elçisini oturtacak seccadeniz, şilteniz yok . . . Hem bir Türk yere serdiği şeyi bir daha arkasına koymaz . . . Bunu bilmiyor musunuz?" dedi.
Öykü: Ömer Seyfettin - Perili KöşkSeslendiren: Yusuf Can GökkayaSermet Bey, kalabalık ailesiyle geniş bir evde oturmayı istiyordu.. Bunun için kiralık, uygun bir ev aramaya başladı. Nihayet karşısına tam istediği gibi bir köşk çıkmıştı. Ancak köşk hakkında bazı garip dedikodular duydu. Çevredekilere göre bu köşk periliydi. Sermet Bey bu söylentilere kulak asmaz..."Sermet Bey, bir gün çamlığın içine saklanıp birdenbire perinin karşısına çıkmayı, yahut arkasından yavaşça gidip elini sürüvermeyi düşündü. Evdekilerin hiçbiri buna razı olmadı. "Seni hemen oracıkta çarpar!" diyorlardı. Fakat Sermet Bey, bulanan gönlüne rağmen, periye, ecinniye filân bir türlü inanamıyordu. Ertesi akşam koruya gitti. Büyük bir çamın alt dallarından birine bindi. Bekledi, bekledi. Gece yarısı oldu. Köşktekiler de meraktan uyuyamıyorlardı. Zavallıların balkonlarda gezindiklerini görüyordu. Birdenbire yüreği hop etti. Hayal sükûn etmişti.Eliyle dokununca gölge gibi uçup silineceğini katiyen bildiği halde yine Sermet Bey'in dizleri titremeğe başladı. İçinden, "Ben korkmuyorum, fakat vücudum korkuyor!" dedi.
Sesli Kitap: Dünya Edebiyatından En İyi Öyküler - ISeslendiren: Yusuf Can GökkayaDünya Edebiyatından En İyi Öyküler adlı seçkinin bu bölümünde, aşağıdaki öyküleri dinleyebilirsiniz. Herkese keyifli dinlemeler.00:00 Fyodor Dostoyevski - Kutsal Noel Ağac12:05 Ambrose Bierce - Psikolojik Bir Gemi Kazası24:39 Heinrich Böll - Üzgün Yüzüm40:46 Dino Buzatti - Büyük Otelin Koridoru48:58 Halil Cibran - Asi Ruhlar56:53 Isaac Babel - Güvercinliğimin Öyküsü1:26:27 Ambrose Bierce - Baykuş Deresi Köprüsü'nde Olay
"SAİT FAİK ABASIYANIK - HAVADA BULUT" HAKKINDATürk Edebiyatı'nda öykücülük alanında ilk akla gelen isimlerden biri Sait Faik... Taklit edilemez, kendine has bir hâli var daima. Öykülerini öyle sade bir dille yazar ki, samimi bir dostun anlatımı, ruha dokunan bir şiir havası verir. Öyle büyük trajik, olaylı öyküleri pek yok. Olsa da her anlattığını gündelik olaylarmış gibi; her karakteri yanı başımızdan geçip giden bir tanıdıkmış gibi anlatır.Sıralı okunduğunda bir romana dönüşen öykülerinden oluşan Havada Bulut kitabı, yazarın ölümünden az zaman önce yayımlanır. Aynı kitapta birkaç farklı öyküde karşımıza çıkan Yorgiya gibi diğer karakterler de hem kendilerine özgü hem de hepimiz gibidirler. Olaydan çok durum öyküleri içeren Havada Bulut; aşk, sevda, yoksulluk, ay aşığı altında beliren umutlar ve büyük hülyalar anlatır.1938 yılından itibaren Burgazada'da bu evde yaşayan Sait Faik'in evi, şu anda kendi vasiyeti üzerine, Darüşşafaka Cemiyeti'nin sorumluluğunda. Onun anısını da himaye etmek üzere müze olarak kullanılan ev; eşyaları, kitapları, el yazısı ile mektupları, fotoğrafları ve dahi çatı katının denizi gören küçük penceresinin önündeki koltuğu ile muhafaza ediliyor. Hem adanın havası hem insanları ile Havada Bulut'un içindekiler de dahil olmak üzere, birçok öyküye esin kaynağı olmuş olmalı.İyi ki geçmiş bu dünyadan, iyi ki yazmış... Aksi halde, "İstanbul'da tifüs, memlekette zelzele, dışarıda harp; ben sana aşığım" gibi bir cümle, edebiyatımızda hep eksik kalırdı.🔺​🔺​🔺​ Havada Bulut içerisindeki öyküleri, sırasıyla dinlemek gerekmektedir. İşte, dinlenilmesi gereken sırayı aşağıda paylaşıyorum, keyifli dinlemeler:Ay Işığı, Havada Bulut, Büyük Hulyalar Kuralım, Karidesçinin Evi, Yorgiya'nın Mahallesi, Kurabiye, Korkunç Bir Pastane, Eleni ile Katina, Falcı Matmazel Todori, Birinci Mektup, İkinci Mektup, Sonu, 1 Nisan'da Erik Ağacı İle Konuştum, Mehmet Bey'e göre.
Öykü: Sait Faik Abasıyanık - Mehmet Bey'e GöreSeslendiren: Yusuf Can Gökkaya"... Mehmet Bey'i daha fazla söyletmeyeceğim. Ahmet Bey'in kendi arzuladığı âlemine ve hikâyelerine dönmemiz daha iyi olacak..."🔺​🔺​🔺​ Havada Bulut içerisindeki öyküleri, sırasıyla dinlemek gerekmektedir. İşte, dinlenilmesi gereken sırayı aşağıda paylaşıyorum, keyifli dinlemeler:Ay Işığı, Havada Bulut, Büyük Hulyalar Kuralım, Karidesçinin Evi, Yorgiya'nın Mahallesi, Kurabiye, Korkunç Bir Pastane, Eleni ile Katina, Falcı Matmazel Todori, Birinci Mektup, İkinci Mektup, Sonu, 1 Nisan'da Erik Ağacı İle Konuştum, Mehmet Bey'e göre.
Öykü: Sait Faik Abasıyanık - 1 Nisan'da Bir Erik Ağacı İle KonuştumSeslendiren: Yusuf Can Gökkaya"İşte görüyorsun ki azizim, ben köpeklerle konuşmadan evvel işe ağaçlarla konuşmakla başladım. Sevgilimle bir şey konuşamazdım. O, düşüncesizliğin içinde başlı başına bir âlemdi. Ben de ihtiraslılara yahut yaşı ilerlemişlere has bir vefa, daha doğrusu, bir yapışkanlıkla adeta bir insan tasarlıyorum. Kendi kendime bazen "Mehmet Bey" isminde bir arkadaş buluyor, işin hakikatini ona söyletmeye çalışıyorum."
Öykü: Sait Faik Abasıyanık - SonuSeslendiren: Yusuf Can Gökkaya"Sonra, Kadıköy İskelesi'ne yorgun varıp, oradaki kanepelerde uzun zaman oturdum. Ahbaplar geçti. Onları beni görmemezlikten geleceklerine, ben görmemezlikten geldim. Yine cigaramı yaktım. Selam verirlerse aldım. Vermezlerse sallamadım. Baktım durdum insanların yüzüne. Hani hikâye yazmak, onlara dair düşünmek için sanma! Sevmek için. Yüzlerine bakarak sevmek için. Geniş alınlı, kırmızıya çalar kahverengi saçlı, altın dişli tuhaf bir delikanlı gülümsedi. Gelip yanıma oturdu...- Hava amma da sıcak ha, dedi.- Çok sıcak, dedim.- Bir cigara versene usta , dedi o da."
Öykü: Sait Faik Abasıyanık - İkinci MektupSeslendiren: Yusuf Can Gökkaya"Doğru sevgilim! Senin kendine güvenmeye hakkın var. Sen bir adam üzerinde harikalar gösterebilirsin: Katili kuzu, eğriyi doğru, namussuzu namuslu, hayvanı insan yapabilirsin!.. Aksi harikaları da gösterebilirsin: Kuzuyu katil, hayvanı insan...Bugünlerde aşk üzerine kitaplar okudum. Bir tanesinde diyor ki: "Aşkın ilk tezahürü, hayranlıktır." Ben bu hayranlığı duymak için otuz beş sene bekledim. Senin âşık olman için bir dakikaya ihtiyacın olduğunu sonradan öğrendim. Ben bu güzel dakikayı doğuramadım. Hayran olmayı doğuramadım. Ötesi çorap söküğü gibi gelecekti. Birinci tebellür, ikinci tebellür birbirini takip edecekti. Sen bana hayran olamadın. Doğru, neyime olacaktın ki?.."
Öykü: Sait Faik Abasıyanık - Birinci MektupSeslendiren: Yusuf Can Gökkaya"Neler söyleniyorsun deme, ne olur? Sana şunu kabul ettirmeye çalışıyorum. Yazı yazmak da fiziki bir yorgunluk veriyor. Yalnız kafam değil, onu geç, bak kolum da yoruldu. Bana çalışmıyorsun diye kızma! Bak marangozun bir konsol yaptığı zaman duyduğu yorgunluğu duymadımsa alçağım! Demek ki çalışıyorum. Memnun musun?Sana bahsetmek istediğim şeylerin hiçbirinden söz açmadığım için beni affet! Yazıya başlarken aklıma gelen hikâyeleri unutmazsam bir gün sana yazar, başkalarına okuturum.Mektubun sonun bir yerinden öpmek adetini ben de unutmuyorum.Hep getirip getirip işi buraya dökmek için çalıştım."
Öykü: Sait Faik Abasıyanık - Falcı Matmazel TodoriSeslendiren: Yusuf Can Gökkaya"Kitaplardan öğrendim. Muhakkak âşık olmak arzusunu kitaplardan kaptım. Sonra kanıma işledi. Âşık olmalıydım. Saadet denilen bir şey olacak; bulabilir miyim acaba?.. Kastım parayla, bir evle, iyi yiyip iyi içmeyle kendini gösteren bir saadet olmadığı için elimden geleni, yani önce paramı bitirdim. Evimi, alıştığım şeyleri de belki arkada bırakabilirdim. Yemeden içmeden kesildim. Bu kendi başına kazanılacak saadet idealizmimi tam hakikat haline getirmiştim ki, etrafımda insanların bulunduğunu sevgilim bana anlattı..."
Öykü: Sait Faik Abasıyanık - Eleni ile KatinaSeslendiren: Yusuf Can Gökkaya"Katina nasıl oldu da birdenbire, başka türlü şişmanlık kazandı, bilmem. Bu şişmanlığı o, patrona yükledi. Patron, dostlarından çocukları olmayan bir aileye, çocuğu yamadı. Katina doğumdan sonra çok zayıfladı. O kadar zayıfladı ki, sevgilisinin bacaklarının mevzun ipinceliği yanında bile onunkiler değnek gibi kaldı."
Öykü: Sait Faik Abasıyanık - Korkunç Bir PastaneSeslendiren: Yusuf Can Gökkaya"Ah! Bu bazıları beyaz bıyıklı, bazıları matruş oldukları halde bembeyaz çember sakallı gibi, kimisi kır saçlarının altında hâlâ genç, canlı, kimisi hiç mi hiç ağarmamış saçlarının altında bitkin, buruşmuş yüzleriyle, çok günler görmüş, çok geceler geçirmiş insanlar!.."
Öykü: Sait Faik Abasıyanık - Yorgiya'nın MahallesiSeslendiren: Yusuf Can Gökkaya"Her mahallede bir koku, bir dost, bir ev, bir kız, bir oğlan, bir nine, bir ana, bir saadet bırakmış çıkardım. Döner mahalleye bakar; bir kahramanlık, bir yabancı hayat tanımak, yaşamak arzusuyla ayrılırdım."
Antoine de Saint-Exupéry - Küçük PrensCemal Süreya & Tomris Uyar çevirisiyle...Seslendiren: Yusuf Can Gökkaya#seslikitap #küçükprens
Öykü: Sait Faik Abasıyanık - KurabiyeSeslendiren: Yusuf Can Gökkaya"İstanbul'da tifüs, memlekette zelzele, dışarıda harp, ben sana âşığım: İşte 1942 senesinin 21 Haziran'ının gece yarısından sonra saat üç buçukta uyanık, beyaz şimşeklerin çaktığı, yağmurlu bir gecenin sana tebliği:Evveli akşam Beyoğlu'ndaydım. Saat yedi buçuk sularıydı. Ortalıkta güneş olmadığı, hava yine bulutlu olduğu halde, tatlı bir aydınlık vardı. Bununla beraber birahaneler ışıklarını yakmıştı. Bira bardağı ne kadar cazipti. Caddede ne güzel şeyler vardı! Hele bu kızların bacakları insanı insana ne kadar yakınlaştırıyordu!Küçük, esmer, uzun, çalak bacakların adeta aydınlattığı caddede sanki hiçbir şey yoktu: Dünyada harp, memlekette tifüs, zelzele, aşk..."
loading
Comments 
loading