DiscoverFluent Fiction - Turkish
Fluent Fiction - Turkish
Claim Ownership

Fluent Fiction - Turkish

Author: FluentFiction.org

Subscribed: 150Played: 7,157
Share

Description

Are you ready to supercharge your Turkish listening comprehension? Our podcast, Fluent Fiction - Turkish, is the perfect tool for you.

Studies show that the key to mastering a second language is through repetition and active processing. That's why each episode of our podcast features a story in Turkish, followed by a sentence-by-sentence retelling that alternates between Turkish and English.

This approach not only allows you to fully understand and absorb the vocabulary and grammar but also provides bilingual support to aid your listening comprehension.

But we don't stop there. Research in sociolinguistics highlights the importance of culture in language learning, which is why we provide a list of vocabulary words and a transcript of the audio to help you understand the cultural context of the story. And for your convenience, we also include a transcript of the audio to help you refer back to any parts you may have struggled with.

Our podcast is not just for language learners; it's also for travelers or people who want to connect with their roots. Are you planning a trip to Istanbul, Cappadocia, or the Aegean Coast? Maybe you want to speak Turkish with your Turkish-speaking friends or family members? Our podcast will give you the cultural and linguistic background to fully immerse in the regions of Turkey.

Fluent Fiction - Turkish is based on the latest research in linguistics, sociolinguistics, psychology, cognitive science, neuroscience, and education to provide the most effective method for mastering Turkish listening comprehension. Don't miss this opportunity; give our podcast a try and see the results for yourself.

Günlük Türkçe anlatımları ile Türkçe dinleme anlama becerinizi artırmak için Fluent Fiction - Turkish podcast'imizi deneyin!
762 Episodes
Reverse
Fluent Fiction - Turkish: Snowy Gatherings: Reigniting Civic Hope in Winter's Chill Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-17-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Kar taneleri sessizce yerde birikiyordu.En: Snowflakes were quietly accumulating on the ground.Tr: Kışın soğuk nefesi, şehrin her köşesinde hissediliyordu.En: The cold breath of winter was felt in every corner of the city.Tr: Bir binanın kapısında sıcak bir hava dalgası hissetmek mümkündü.En: At the door of a building, it was possible to feel a wave of warmth.Tr: Burası oy verme merkeziydi.En: This was a voting center.Tr: İnsanlar içeriye ağır kabanları ve atkılarıyla giriyordu.En: People were entering with their heavy coats and scarves.Tr: Selin, oy verme merkezi kapısının önünde durdu, çevresini inceledi.En: Selin stood in front of the voting center door, surveying her surroundings.Tr: Kalabalığın arasından eski bir yüz dikkatini çekti.En: An old face in the crowd caught her attention.Tr: Emre'ydi bu.En: It was Emre.Tr: Uzun zamandır yokluğunu bildiği sınıf arkadaşı.En: Her classmate whose absence she had noticed for a long time.Tr: Emre, içerdeki kalabalığın arasında çalışıyor, insanları yönlendiriyordu.En: Emre was working among the crowd inside, directing people.Tr: Selin içeri girdi, koridorun sonundaki boş bir köşeye geçti.En: Selin entered and moved to an empty corner at the end of the corridor.Tr: Gözleri Emre'yi aradı.En: Her eyes searched for Emre.Tr: O, birkaç kişiyle meşguldü, ama yüzünde bıkkın bir ifade vardı.En: He was busy with a few people, but there was a weary expression on his face.Tr: Bu, Emre'nin oylar ve insanların demokrasiye olan inancı hakkında konuşmaya hevesli olmadığı anlamına geliyordu.En: This meant that Emre wasn't eager to talk about votes and people's faith in democracy.Tr: Selin, ona yaklaştı ve selam verdi.En: Selin approached him and greeted him.Tr: "Emre, merhaba!"En: "Emre, hello!"Tr: dedi gülümseyerek.En: she said with a smile.Tr: Emre şaşırdı, ama onu gördüğüne sevindi.En: Emre was surprised but happy to see her.Tr: "Selin!En: "Selin!Tr: Ne zamandır görüşmüyorduk!"En: It's been a long time since we last met!"Tr: dedi, biraz kendini toparlayarak.En: he said, gathering himself a bit.Tr: "Burada çalışıyorsun demek, ne güzel," dedi Selin.En: "So, you're working here, that's nice," said Selin.Tr: "Ama bence bu iş senin için biraz daha önemli olabilir.En: "But I think this job might be a bit more important for you.Tr: Buradaki her bireyin oy kullanması, güçlü bir sese sahip olabilir."En: Each individual voting here can have a strong voice."Tr: Emre kaşlarını çattı.En: Emre frowned.Tr: "Buradaki işim önemli mi ki?En: "Is my job here important?Tr: İnsanlar oy kullanıyor, ama sonra hiçbir şey değişmiyor gibi," dedi umutsuzca.En: People vote, but then it seems like nothing changes," he said hopelessly.Tr: Selin biraz düşündü, sonra kararlı bir sesle konuştu.En: Selin thought for a moment, then spoke with a determined voice.Tr: "Herkes böyle düşünürse, hiçbir şey değişmez.En: "If everyone thinks that way, nothing will change.Tr: Bak, ben bir hikaye anlatacağım sana.En: Look, I'll tell you a story.Tr: Küçükken, ailemdeki herkes oy kullanırdı.En: When I was little, everyone in my family would vote.Tr: Annem, bunu hep topluma olan borcumuz olarak tanıtırdı.En: My mom always presented it as our duty to society.Tr: Oy kullanmak demek, sesini duyurmak demekti."En: Voting meant making your voice heard."Tr: Etrafa toplanan kalabalık sessiz bir şekilde dinliyordu.En: The crowd gathered around was listening silently.Tr: Selin'in hikayesi, odadaki herkesi derinden etkiledi.En: Selin's story deeply affected everyone in the room.Tr: Emre, bu sözlerden etkilendi.En: Emre was touched by these words.Tr: Derin bir nefes alarak "Tüm bunları hiç böyle düşünmemiştim," diyerek itiraf etti.En: Taking a deep breath, he admitted, "I never thought of it like this before.Tr: "Belki olabilir… belki katılabilirim."En: Maybe it could be... maybe I can participate."Tr: "Bu akşam bir topluluk toplantısına katılacağım," dedi Selin.En: "I'm attending a community meeting this evening," said Selin.Tr: "Sen de gel, fikirlerimizi paylaşabiliriz."En: "You should come too, we can share our ideas."Tr: Emre, yeniden parlayan ışıkla Selin’in gözlerine baktı.En: Emre looked into Selin's eyes with a newly lit spark.Tr: "Gelirim," diye yanıtladı.En: "I'll come," he replied.Tr: "Ben de bir şeyler yapabilirim."En: "I can also do something."Tr: O akşam, dışarıdaki ayaz bile, Emre'nin içinde uyanan yeni sıcaklık karşısında hissiz kalmıştı.En: That evening, despite the cold outside, the new warmth awakened inside Emre left him unfazed.Tr: Belki tek bir oy, büyük bir değişim demekti.En: Perhaps a single vote meant a big change.Tr: Selin’in söyledikleri, onu tekrar harekete geçirmişti.En: Selin's words had moved him back into action.Tr: Ve böylece, kar yağdığı gün oy verme merkezi, sadece bir başlangıç noktasına dönmüştü, birçokları için bir umut ışığı olarak kalacak bir başlangıç.En: And so, on the day it snowed, the voting center transformed into not just a starting point, but a beacon of hope for many. Vocabulary Words:accumulating: birikiyorducorner: köşesurroundings: çevreabsence: yoklukweary: bıkkıneager: heveslihopelessly: umutsuzcadetermine: kararlıduty: borçspark: ışıkunfazed: hissizbeacon: umut ışığıdirecting: yönlendirmekgathered: toplanmakpresentation: tanıtımadmitted: itiraf ettiparticipate: katılmaktransformed: dönüştüwave: dalgafrowned: kaşlarını çattıaffect: etkilemekgathering: toplulukperhaps: belkiindividual: bireycorridor: koridordeeply: derindenmeant: anlamına geliyordufaith: inançdemocracy: demokrasisurveying: incelemek
Fluent Fiction - Turkish: The Missing Ballot Box: Emir's Rise to Election Hero Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-17-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Soğuk bir kış günüydü.En: It was a cold winter day.Tr: İstanbul'da seçim zamanı gelmişti.En: The election time had come in İstanbul.Tr: İnsanlar kalın kabanlar ve atkılarla sandıklara akın ediyordu.En: People were flocking to the polls in thick coats and scarves.Tr: Seçim merkezi kalabalıktı.En: The election center was crowded.Tr: Havanın soğuduğu bu günlerde içerideki kahve kokusu herkesi ısıtıyordu.En: The scent of coffee inside was warming everyone on these cold days.Tr: Kapının hemen yanında Emir duruyordu.En: Emir was standing right next to the door.Tr: Gözleri sürekli etrafı tarıyordu.En: His eyes were constantly scanning the surroundings.Tr: Seçim gönüllüsüydü.En: He was an election volunteer.Tr: Dürüstlüğe ve demokrasiye inanıyordu.En: He believed in honesty and democracy.Tr: Kendini kanıtlamak istiyordu.En: He wanted to prove himself.Tr: Sabahın erken saatleriydi.En: It was early morning.Tr: Bir dedikodu yayılıyordu.En: A rumor was spreading.Tr: Bir oy sandığı kaybolmuştu.En: A ballot box had gone missing.Tr: Emir'in kalbi hızlı hızlı atmaya başladı.En: Emir's heart began to beat quickly.Tr: Böyle bir skandal insanların güvenini sarsabilirdi.En: Such a scandal could shake people's trust.Tr: "Acaba gerçek mi?"En: "Is it true?"Tr: diye düşündü.En: he thought.Tr: Hemen harekete geçti.En: He immediately sprang into action.Tr: Kemal ve Leyla diğer gönüllülerdi.En: Kemal and Leyla were the other volunteers.Tr: Onlarla konuştu.En: He talked to them.Tr: "Bir süreliğine ortadan kaybolmuştu," dedi Kemal.En: "It was missing for a while," said Kemal.Tr: Leyla ise, "Sonra ne oldu bilmiyoruz," diye ekledi.En: Leyla added, "We don't know what happened afterward."Tr: Emir kararlılıkla sandığı bulmaya karar verdi.En: Determinedly, Emir decided to find the box.Tr: Oyun içinde başka bir oyun mu vardı, yoksa basit bir hata mıydı?En: Was there another game within the game, or was it a simple mistake?Tr: Soruşturmasına başladı.En: He started his investigation.Tr: Diğer gönüllülerden bilgi aldı.En: He gathered information from the other volunteers.Tr: Kimsenin haberi yoktu.En: Nobody had any idea.Tr: Emir, depoyu kontrol etmeye karar verdi.En: Emir decided to check the storage room.Tr: Depoya gitti.En: He went to the storage.Tr: Kapıyı açtı.En: He opened the door.Tr: Rafların arkasına dikkatle baktı.En: He carefully looked behind the shelves.Tr: Birden gözüne bir hareketlilik çarptı.En: Suddenly, he noticed some movement.Tr: Arka tarafta birkaç malzeme yığılıydı ve arasında bir sandık kıpırdanıyor gibiydi.En: A few supplies were stacked in the back, and a ballot box seemed to be stirring among them.Tr: "Bu o mu?"En: "Is that it?"Tr: diye düşünerek yakınlaştı.En: he thought as he approached.Tr: Tam sandığın yanına geldiğinde, öğrencilerin spor botları ve temizlik malzemeleri arasında duran oy sandığını gördü.En: When he got right next to the box, he saw the ballot box sitting among students' sports shoes and cleaning supplies.Tr: Sandık oradaydı!En: The box was there!Tr: Emir sandığı bulmuştu.En: Emir had found the box.Tr: Bir temizlikçi malzemeleri yanlışlıkla yerinden oynatmıştı.En: A cleaner had accidentally moved the supplies around.Tr: Hemen sandığı geri taşıdı.En: He immediately carried the box back.Tr: Zavallı Emir, soğuk terler döküyordu ama artık rahattı.En: Poor Emir was sweating coldly, but he was relieved now.Tr: Sandık yerine konulduğunda, hava birden değişti.En: When the box was put back in place, the atmosphere suddenly changed.Tr: Herkes derin bir nefes aldı.En: Everyone took a deep breath.Tr: Emir artık sadece bir gönüllü değil, güvenilen bir lider olmuştu.En: Emir was no longer just a volunteer; he had become a trusted leader.Tr: Onun azmi ve dürüstlüğü oyların güvende kalmasını sağlamıştı.En: His determination and honesty had kept the votes safe.Tr: O gün, kar altında kalan İstanbul’un soğuk sokakları bile artık daha sıcak geliyordu.En: Even the cold streets of İstanbul blanketed in snow seemed warmer now.Tr: İyi iş çıkarmıştı.En: He had done a good job.Tr: Artık Emir kimsenin gözünde bir acemi değildi.En: Emir was no longer a novice in anyone's eyes.Tr: Kendi gözüyle baktığında bile yeteneklerini daha iyi görüyordu.En: Even when he looked at himself, he could see his abilities more clearly.Tr: Demokrasiye duyduğu inanç, cesaretiyle birleştiğinde çok şey başarabileceğini anlamıştı.En: He realized that when combined with his courage, his belief in democracy meant he could achieve great things.Tr: Bugün yaşadığı tecrübe, onun adını temiz ve saygın bir yerde tutmuştu.En: The experience he lived through that day had kept his name clean and respected.Tr: Artık o, sadece bir gönüllü değil, bir kahramandı.En: Now, he was not just a volunteer; he was a hero. Vocabulary Words:flocking: akın ediyorduscanning: tarıyorduvolunteer: gönüllüsürumor: dedikoduballot box: oy sandığıscandal: skandaldeterminedly: kararlılıklainvestigation: soruşturmastorage room: deposupplies: malzemelerstirring: kıpırdanıyorshelves: raflarıncleaner: temizlikçiaccidentally: yanlışlıklarelieved: rahatatmosphere: havadetermination: azimtrusted: güvenilennovice: acemiabilities: yeteneklerinicourage: cesaretirespected: saygınhero: kahramanproved: kanıtlamakshook: sarsabilirdiapproached: yakınlaştıaccidentally: yanlışlıklasweating: terlerdeterminedly: kararlılıklainvestigation: soruşturma
Fluent Fiction - Turkish: A Legacy in Knots: The Carpet that United Two Souls Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-16-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Soğuk bir kış günüydü.En: It was a cold winter day.Tr: Kapalıçarşı'nın rüzgârla dans eden sokaklarında yine bir kalabalık vardı.En: There was yet again a crowd in the streets of the Kapalıçarşı, where the wind danced.Tr: Her köşe bir hikaye, her tezgâh farklı bir ses... Emir, ailesinden miras kalan bu küçük dükkânında müşteri bekliyordu.En: Every corner had a story, every stall a different sound... Emir was waiting for customers in this small shop, inherited from his family.Tr: Emir'in gözü, ışıltılı lambaların altında parlayan halıya takılı kaldı.En: Emir's eyes lingered on the carpet glistening under the sparkling lamps.Tr: Bu halı, tıpkı ailesinin diğer eserleri gibi, özel bir işe sahipti.En: This carpet, like other artifacts from his family, had a special craftsmanship.Tr: El yapımı, nadir bir parça.En: Handcrafted, a rare piece.Tr: Emir için sadece bir halı değildi; bir sanatın mirasıydı.En: For Emir, it was not just a carpet; it was the legacy of an art.Tr: Bir süre sonra dükkânın kapısından Leyla girdi.En: After a while, Leyla entered through the shop's door.Tr: Leyla, İstanbul'un büyüsüne kapılmış, sanata aç bir genç kadındı.En: Leyla was a young woman captivated by the magic of Istanbul, eager for art.Tr: Yıllardır hayalini kurduğu küçük galerisini yeni açmıştı.En: She had just opened the small gallery she had dreamed of for years.Tr: O gün, başka bir amaç için buradaydı.En: That day, she was there for a different purpose.Tr: Galerisi için bir hazine arıyordu.En: She was searching for a treasure for her gallery.Tr: Leyla'nın gözü hemen Emir'in dikkatle sergilediği o nadide halıya takıldı.En: Leyla's eyes immediately landed on the rare carpet Emir was carefully displaying.Tr: Renkler ve desenler, onu adeta çekim alanına sokmuştu.En: The colors and patterns seemed to draw her in.Tr: İşte, aradığı parça buydu.En: This was the piece she had been looking for.Tr: "Siz bu halıyı nerede dokuttunuz?"En: "Where did you have this carpet woven?"Tr: diye sordu Leyla.En: Leyla asked.Tr: Emir, gururla alın yazısını şöyle yanıtladı: "Bu halı, Türk ustaları tarafından aylarca ilmek ilmek dokundu.En: Emir, proudly responded, "This carpet was woven by Turkish craftsmen, knot by knot, over months.Tr: Her bir deseni, özenle seçildi."En: Each pattern was meticulously chosen."Tr: Leyla, "Hakikaten çok güzel, ama bütçem kısıtlı," dedi.En: Leyla said, "It's truly beautiful, but my budget is limited."Tr: Emir duraksadı.En: Emir paused.Tr: Yıllardır pazarlık yapıyordu ancak bu defa farklıydı.En: He had been bargaining for years, but this time it was different.Tr: Leyla'nın gözlerinde halıya olan sevgisini gördü.En: He saw the love for the carpet in Leyla's eyes.Tr: Onu bu kadar çok istemesi Emir'i gururlandırdı.En: Her desire to have it made Emir proud.Tr: Leyla devam etti, "Bu halı, açtığım galeri için bir dönüm noktası olabilir.En: Leyla continued, "This carpet could be a turning point for the gallery I just opened.Tr: İzleyen herkes, bu zanaatkarlığın ve sanatın ne kadar büyüleyici olduğunu görecek."En: Everyone who sees it will witness how mesmerizing this craftsmanship and art is."Tr: Emir, Leyla'nın sözleriyle derinden etkilendi.En: Emir was deeply moved by Leyla's words.Tr: Kadının tutkusu, işine olan saygısı kıymetliydi.En: Her passion and respect for his work were valuable.Tr: Kendi ailesinin mirasını sürdürmenin başka bir yollarını da keşfetmiş gibiydi.En: He felt as though he had discovered another way to continue his family's legacy.Tr: Sonunda Emir, "Anladım, Leyla Hanım.En: Finally, Emir said, "I understand, Leyla Hanım.Tr: Sizin gibi bir sanatseverin elinde bu halı daha değerli olacak," dedi ve fiyatta Leyla'nın bütçesine uygun bir indirim yaptı.En: In the hands of an art lover like you, this carpet will be more valuable," and he offered a discount that fit Leyla's budget.Tr: Leyla parmaklarına inandığı parçayı sevinçle paketledi.En: Leyla wrapped the piece she believed in with joy.Tr: Leyla, dükkândan çıkarken kalbinde tatmin ve ilham vardı.En: As Leyla left the shop, her heart was full of satisfaction and inspiration.Tr: Emir ise, işinin gerçek değerini bir başka gözle görmüş olmanın mutluluğuyla geride kaldı.En: Emir, on the other hand, was content to have seen the true value of his work through another's eyes.Tr: İkisi de o gün bir şeyler kazanmıştı; Emir, işine olan sevgi ve tutkusunu; Leyla ise, sanat için bir eser kazanmakla bitmeyen o heyecanı.En: Both had gained something that day; Emir, the love and passion for his work; Leyla, the never-ending excitement of acquiring a piece for art.Tr: Kapalıçarşı'nın büyülü atmosferinde, insanlar yine hikayelerine devam ediyordu.En: In the magical atmosphere of the Kapalıçarşı, people continued with their stories once more. Vocabulary Words:crowd: kalabalıkstreets: sokaklarcorner: köşestall: tezgâhglistening: parlayansparkling: ışıltılıartifact: esercraftsmanship: zanaatkarlıkhandcrafted: el yapımıinherited: mirasgallery: galeriwoven: dokunmuşknot: ilmekmeticulously: özenlebargaining: pazarlıklegacy: mirascaptivated: kapılmıştreasure: hazinepatterns: desenlerbudget: bütçemesmerizing: büyüleyicipassion: tutkudiscount: indirimsatisfaction: tatmininspiration: ilhamvaluable: değerliacquiring: kazanmakatmosphere: atmosfercarpet: halıwitness: izleyen
Fluent Fiction - Turkish: High-Stakes Redemption: A Night in İstanbul's Card Den Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-16-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: İstanbul'un tarihi kafelerinden birinde, kışın soğuk havası dışarıda, içeride ise bambaşka bir sıcaklık hakimdi.En: In one of İstanbul's historic cafes, the cold winter air was outside, but inside, a completely different warmth prevailed.Tr: Işıklar loş, hava ise sigara dumanıyla doluydu.En: The lights were dim, and the air was filled with cigarette smoke.Tr: Masanın etrafında, birkaç kişi sessizce kartlarını oynuyordu.En: Around the table, a few people were silently playing cards.Tr: Masanın üzerinde yeşil örtü ve cipslerin tıngırtıları vardı.En: There was a green cloth and the tinkling of chips on the table.Tr: Eren, masanın başında tereddütle duruyordu.En: Eren was standing hesitantly at the head of the table.Tr: Bugüne kadar kaybettikleri gözünün önündeydi.En: Everything he had lost up to that day was right before his eyes.Tr: Elinde kalan son cipslere baktı ve içinden derin bir nefes aldı.En: He looked at the last chips in his hand and took a deep breath.Tr: Aklında tek bir şey vardı: Kaybettiği parayı geri almak.En: He had only one thing on his mind: to win back the money he had lost.Tr: Borçlarını kapatmak ve ailesine açıklayamadığı durumu düzeltmek istiyordu.En: He wanted to pay off his debts and fix the situation he couldn't explain to his family.Tr: Aslı, karşısında oturuyordu.En: Aslı was sitting across from him, not taking her eyes off him.Tr: Gözlerini Eren'den ayırmıyordu.En: She had a mysterious aura.Tr: Gizemli bir havası vardı.En: She was a master at winning and seemed to know Eren's secrets.Tr: Kazanmakta ustaydı ve sanki Eren'in sırlarından haberdardı.En: She was watching his every move carefully.Tr: Onun her hareketini dikkatle izliyordu.En: Emre, on the other hand, was sitting in a corner, calmly observing the situation.Tr: Emre ise bir köşede oturmuş, sakin bir şekilde durumu izliyordu.En: As the company's wealthiest investor, he sometimes sat on the sidelines and watched the others.Tr: Firmanın en zengin yatırımcısı olarak bazen kenarda oturup diğerlerini gözlemlerdi.En: He was particularly interested in Eren's situation.Tr: Özellikle Eren'in durumu ilgisini çekmişti.En: Perhaps he would see a turn in the luck of this young man.Tr: Belki de bu genç adamın şansında bir artış görürdü.En: As the game progressed, Eren continued to lose.Tr: Oyun ilerlerken Eren kaybetmeye devam ediyordu.En: His heart was pounding, but nothing showed on his face.Tr: Kalbi sıkışıyor, ancak yüzünde hiçbir şey belli etmiyordu.En: The look in Aslı's eyes was a lash on his confidence.Tr: Aslı'nın gözlerindeki o bakışlar güvenine güven kırbacı vuruyordu.En: Yet Eren had made his decision.Tr: Fakat Eren artık kararını vermişti.En: He needed to play the last hand and remember that he had nothing left to lose.Tr: Son eli oynamalı, kaybedecek bir şeyi olmadığını hatırlamalıydı.En: The final hand arrived.Tr: Son el geldi çattı.En: He put all his chips on the table.Tr: Tüm cipslerini ortaya koydu.En: The smile on the face of Aslı in front of him had turned slightly to worry.Tr: Karşısındaki Aslı'nın gülümsemesi hafifçe endişeye dönmüştü.En: Eren looked at his cards for the last time.Tr: Eren, kartlarına son defa baktı.En: A glimmer of hope appeared in his heart.Tr: Kalbinde bir umut beliriverdi.En: Maybe this time, luck would smile upon him.Tr: Belki de bu sefer şans yüzüne gülecekti.En: The tension reached its peak.Tr: Gerginlik tavan yaptı.En: Aslı revealed her cards.Tr: Aslı kartlarını açtı.En: Eren slowly showed his own cards.Tr: Eren de kendi kartlarını yavaşça gösterdi.En: The expression on Aslı's face froze.Tr: Aslı'nın yüzündeki ifade donup kaldı.En: With a combination she never expected, Eren was the winner.Tr: Hiç beklemediği bir kombinasyonla kazanan Eren'di. Aslı, hayretle eğildi ve Eren’in hak ettiği galibiyeti tebrik etti.En: Aslı bent forward in amazement and congratulated Eren on his well-deserved victory.Tr: Emre uzaktan hafif bir baş selamıyla hayranlığını gizlemedi.En: Emre acknowledged his admiration with a slight nod from afar.Tr: Eren zaferin tadını çıkardı.En: Eren savored the taste of victory.Tr: Yeniden güvenini kazandı.En: He regained his confidence.Tr: Aslı'nın yüzündeki gizemli gülümseme belki de olayları başka bir şekilde değerlendirdiğini gösteriyordu.En: The mysterious smile on Aslı's face perhaps indicated that she was evaluating the events in another way.Tr: Kazanmanın ötesinde, Eren artık hayatını ve sorunlarını daha açık ele almaya karar verdi.En: Beyond winning, Eren decided to approach his life and problems more openly.Tr: Kartların oyununda değil, gerçek hayatında da bir şans olduğunu anlamıştı.En: He realized he had a chance not just in the game of cards, but in real life as well.Tr: Masayı terk ederken arkasında bıraktığı duman ve kış soğuğunu düşündü.En: As he left the table, he thought about the smoke and winter cold he left behind.Tr: Ama o artık geleceğe daha umut dolu bakıyordu.En: But he now looked to the future with more hope. Vocabulary Words:historic: tarihiprevailed: hakimdidim: loşhesitantly: tereddütledebts: borçlarmysterious: gizemliaura: havasımaster: ustaobserving: izliyorduwealthiest: zenginsidelines: kenarpounding: sıkışıyorconfidence: güvenglimmer: umuttension: gerginlikrevealed: açtıexpression: ifadefroze: donup kaldıunexpected: beklemediğiamazement: hayretleacknowledged: gizlemediadmiration: hayranlıksavored: tadını çıkardıevaluating: değerlendirdiğiniapproach: ele almakrealized: anladıproblems: sorunlarhope: umutconfidence: güveninipeaked: tavan
Fluent Fiction - Turkish: How Teamwork and Creativity Won the Day in Istanbul Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-15-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Kışın soğuk bir sabahıydı.En: It was a cold winter morning.Tr: İstanbul'un yüksek gökdelenlerinden birinin içinde, hareketli bir ofis vardı.En: Inside one of İstanbul's tall skyscrapers, there was a busy office.Tr: Burada herkes hummalı bir şekilde çalışıyordu.En: Here, everyone was working feverishly.Tr: Telefonlar çalıyor, bilgisayarlar sürekli işlem yapıyordu.En: Phones were ringing, and computers were constantly processing.Tr: Emre, ofisteki herkes gibi çok yoğundu.En: Emre, like everyone else in the office, was very busy.Tr: O, işinde oldukça titiz bir proje yöneticisiydi.En: He was a very meticulous project manager in his work.Tr: Özellikle bugün, önemli bir sunum için her şeyin mükemmel olması gerekiyordu.En: Especially today, everything had to be perfect for an important presentation.Tr: Emre'nin hedefi çok büyüktü.En: Emre's goal was very big.Tr: Büyük bir müşteriyi kazanmak istiyordu.En: He wanted to win a major client.Tr: Her şey neredeyse hazırdı ancak bir sorun vardı.En: Almost everything was ready, but there was a problem.Tr: Hazırladıkları sunum dosyasında, yazılımda beklenmedik bir hata olmuştu.En: There was an unexpected error in the software of the presentation file they had prepared.Tr: Zaman daralıyordu ve stres seviyeleri yükselmeye başlamıştı.En: Time was running out, and stress levels were beginning to rise.Tr: Leyla, ofisin yaratıcı grafik tasarımcısı, Emre'nin yanında duruyordu.En: Leyla, the office's creative graphic designer, was standing next to Emre.Tr: Leyla, fırsatı değerlendirmek ve Emre'yi etkilemek istiyordu.En: Leyla wanted to seize the opportunity and impress Emre.Tr: Ancak bu hata her şeyi zorlaştırıyordu.En: But this error was complicating everything.Tr: Emre, normalde her ayrıntıya kendi bakardı ama şimdi Leyla'ya güvenmek zorundaydı.En: Emre usually checked every detail himself, but now he had to rely on Leyla. "Tr: "Leyla, görsel unsurlar sende.En: Leyla, the visual elements are with you.Tr: Sana güveniyorum," dedi.En: I trust you," he said.Tr: Leyla, bu güvene karşılık vermek için elinden gelenin en iyisini yapacaktı.En: Leyla would do her best to reciprocate this trust.Tr: Leyla, yaratıcılığına güvendi.En: Leyla trusted her creativity.Tr: Sunum için yenilikçi ve göze çarpan bir tasarım hazırladı.En: She prepared an innovative and eye-catching design for the presentation.Tr: Zaman kısıtlıydı ama Leyla, her tuşa hızlıca bastı ve işini özenle bitirdi.En: Time was limited, but Leyla quickly tapped each key and finished her work with care.Tr: Ancak, bir sorun daha vardı.En: However, there was another problem.Tr: Sunumun tamamını denediklerinde teknik bir aksilik yaşadılar.En: When they tested the entire presentation, they encountered a technical malfunction.Tr: Slaytlar çalışmıyor, projeksiyon cihazı görünmüyordu.En: The slides weren't working, and the projection device wasn't visible.Tr: Emre ve Leyla hızlıca düşündüler.En: Emre and Leyla thought quickly.Tr: Zekalarını ve ekip çalışmasını birleştirerek, teknik sorunları çözdüler.En: Combining their intelligence and teamwork, they solved the technical problems.Tr: Emre'nin sakinliği ve Leyla'nın pratik zekası, onları kurtardı.En: Emre's calmness and Leyla's practical intelligence saved them.Tr: Sonunda her şey tam zamanında hazırdı.En: In the end, everything was ready just in time.Tr: Sunum başladı.En: The presentation began.Tr: Emre, sakince konuşmaya başladı.En: Emre started speaking calmly.Tr: Leyla'nın hazırladığı görseller ekranda parlıyordu.En: The visuals Leyla prepared were shining on the screen.Tr: Müşteriler etkilendi.En: The clients were impressed.Tr: Sunum sonunda Emre ve Leyla'nın yüzünde bir gülümseme vardı.En: At the end of the presentation, there was a smile on both Emre and Leyla's faces.Tr: Başarılı olmuşlardı.En: They had succeeded.Tr: O gün Emre, ekip arkadaşlarının yeteneklerinden daha fazla faydalanmayı öğrendi.En: That day, Emre learned to make more use of his team members' talents.Tr: Leyla ise zor koşullarda bile parlak fikirler bulabileceğini kanıtladı.En: Leyla proved that she could find brilliant ideas even under difficult conditions.Tr: Kış günü, şimdi her ikisi için de yeni bir başlangıç olmuştu.En: The winter day had now become a new beginning for both of them.Tr: Yüksek gökdelen dışındaki gri kış gökyüzü bile daha aydınlık görünüyordu.En: Even the gray winter sky outside the tall skyscraper looked brighter.Tr: Başarı, herkesin içini ısıttı.En: Success warmed everyone's hearts. Vocabulary Words:meticulous: titizpresentation: sunumclient: müşteriunexpected: beklenmediksoftware: yazılımfeverishly: hummalı bir şekildemalfunction: aksilikvisual: görselcreativity: yaratıcılıkinnovative: yenilikçitested: denediklerindeprojection: projeksiyondevice: cihazcalmness: sakinliktalent: yetenekimpress: etkilemekopportunity: fırsatrely: güvenmekbrilliant: parlakbeginning: başlangıçseize: değerlendirmekcomplicating: zorlaştırmakeye-catching: göze çarpanslide: slaytintelligence: zekacombining: birleştirerekpractical: pratikencountered: karşılaştılargray: griskyscraper: gökdelen
Fluent Fiction - Turkish: Navigating Layoffs: Emir's Dilemma and Selin's Rise Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-15-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Emir, cam duvarlarla çevrili ofisinin köşesinden dışarıya, karlarla kaplı şehir manzarasına bakıyordu.En: Emir, glass walls surrounding his office corner, was looking out at the snow-covered cityscape.Tr: Dışarıda sert bir kış olmasına rağmen içeride ofis havası oldukça gerilimliydi.En: Despite the harsh winter outside, the atmosphere inside the office was quite tense.Tr: Havada, şirketin küçülmeye gideceği ve işten çıkarma kararlarının yakında açıklanacağı dedikoduları dolaşıyordu.En: Rumors were circulating about the company downsizing and that layoff decisions would soon be announced.Tr: Emir, on yıldan fazla bir süredir bu şirkette çalışıp bir proje yöneticisi olmuştu.En: Emir had worked at this company for over ten years and had become a project manager.Tr: İşini seviyordu ve statüsünü korumak istiyordu.En: He loved his job and wanted to maintain his status.Tr: Ancak, genç ve enerjik stajyer Selin'in ofisteki varlığı onu tedirgin ediyordu.En: However, the presence of young and energetic intern Selin in the office was making him uneasy.Tr: Selin, pozitif enerjisi ve yenilikçi fikirleriyle Emir'in dikkatini çekmişti.En: Selin, with her positive energy and innovative ideas, had caught Emir's attention.Tr: Ancak, bu fikirler Emir'i endişelendiriyordu; belki de Selin, onun yerini alabilirdi.En: However, these ideas worried Emir; perhaps Selin could take his place.Tr: Yine de Selin'in çabalarını görmek etkileyiciydi ve Emir ona rehberlik etmekle yükümlüydü.En: Nonetheless, seeing Selin's efforts was impressive, and Emir was obliged to guide her.Tr: Ofisteki herkes toplantı odasına doldular.En: Everyone in the office gathered in the meeting room.Tr: Şirketin yönetici direktörü, küçülme ve işten çıkarmalar hakkında konuşmaya başlarken odada sessizlik hâkimdi.En: As the company's managing director began speaking about downsizing and layoffs, silence prevailed in the room.Tr: Emir, Selin'in bu tür bir habere nasıl tepki vereceğini merak ediyordu.En: Emir wondered how Selin would react to such news.Tr: Genç kız kendine güveniyor ve bir sunum hazırlıyordu.En: The young woman was confident and preparing a presentation.Tr: Selin, toplantıda söz aldı.En: Selin took the floor at the meeting.Tr: Grafiklerle ve verilerle zenginleştirilmiş bir plan sundu.En: She presented a plan enriched with graphics and data.Tr: Bu plan, departmanın hem maliyetleri düşürmesini hem de verimliliği artırmasını sağlayacaktı.En: This plan would allow the department to both reduce costs and increase efficiency.Tr: Odadaki herkes dikkatle dinliyordu, özellikle Emir.En: Everyone in the room listened carefully, especially Emir.Tr: Ancak Selin'in önerileri, biraz da korkuttu onu; çünkü bu denli başarılı bir öneri Emir'in pozisyonunu riske sokabilirdi.En: However, Selin's proposals frightened him a bit; because such a successful proposal could put his position at risk.Tr: Selin konuşmasını bitirdiğinde odada kısa bir sessizlik yaşandı.En: When Selin finished her talk, a brief silence occurred in the room.Tr: Emir'in karar verme zamanı gelmişti.En: It was time for Emir to make a decision.Tr: Ya Selin'i destekleyecekti ya da kendi konumunu koruma yoluna gidecekti.En: He would either support Selin or choose to protect his own position.Tr: Sonunda, Emir ayağa kalktı ve Selin'in planının departman için bir fırsat olduğunu belirtti.En: Ultimately, Emir stood up and stated that Selin's plan was an opportunity for the department.Tr: Onun tecrübesi ve Selin'in yenilikçi fikirleriyle iyi bir ekip olacaklarını vurgulayarak sunumu destekledi.En: Emphasizing that with his experience and Selin's innovative ideas, they would make a good team, he supported the presentation.Tr: Bu destek, hem Selin'in kalıcı bir pozisyon almasına hem de Emir'in şirketteki yerini sağlamlaştırmasına yol açtı.En: This support led to Selin securing a permanent position and Emir solidifying his place in the company.Tr: Yönetim, Emir'in de katkısıyla Selin'in planını uygulamaya karar verdi.En: With Emir's contribution, the management decided to implement Selin's plan.Tr: Bu olaydan sonra Emir, yeni fikirlere ve işbirliğine açık olmanın ne kadar önemli olduğunu anladı.En: After this event, Emir realized how important it was to be open to new ideas and collaboration.Tr: Selin ise takım çalışmasının ve üstlere saygının kariyerinde ne kadar değerli olduğunu gördü.En: Selin, on the other hand, saw how valuable teamwork and respect for superiors were to her career.Tr: Şirketin karla kaplı manzarası, artık yeni umutlarla doluydu.En: The snow-covered landscape of the company was now filled with new hopes.Tr: Emir ve Selin için ise yepyeni bir başlangıç zamanıydı.En: For Emir and Selin, it was time for a brand-new beginning. Vocabulary Words:surrounding: çevrilicityscape: şehir manzarasıatmosphere: havacirculating: dolaşıyordownsizing: küçülmeye gitmelayoff: işten çıkarmaintern: stajyeruneasy: tedirgininnovative: yenilikçiimpressive: etkileyiciobliged: yükümlümanaging director: yönetici direktörsilence: sessizlikreact: tepki vermekconfident: kendine güvenenpresentation: sunumenriched: zenginleştirilmişefficiency: verimlilikproposals: önerilerfrightened: korkuttubrief: kısasolidifying: sağlamlaştırmaimplement: uygulamakcollaboration: işbirliğisuperiors: üstlerlandscape: manzaraopportunity: fırsatcosts: maliyetlerstatus: statüdecision: karar
Fluent Fiction - Turkish: Overcoming Stage Fright: A Talent Show Triumph Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-14-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Emirhan güneşli bir kış sabahında uyandı.En: Emirhan woke up on a sunny winter morning.Tr: Pencereden dışarı bakınca, karla kaplı bahçeyi gördü.En: When he looked outside through the window, he saw the garden covered in snow.Tr: Bugün önemli bir gündü.En: Today was an important day.Tr: Gated community'nin içinde bir okul yetenek gösterisi düzenlenecekti.En: A school talent show was going to be held within the gated community.Tr: Emirhan, bu etkinliğin lideriydi.En: Emirhan was the leader of this event.Tr: Herkes ondan iyi bir gösteri bekliyordu ve Emirhan onların beklentisini karşılamak istiyordu.En: Everyone expected a good show from him, and Emirhan wanted to meet their expectations.Tr: Ancak, içinde derin bir endişe vardı: sahne korkusu.En: However, he had a deep anxiety inside: stage fright.Tr: Emirhan okula vardığında, Leyla ve Zehra çoktan prova yapıyordu.En: When Emirhan arrived at school, Leyla and Zehra were already rehearsing.Tr: Leyla'nın sesi hafif bir melodi gibi odayı dolduruyordu.En: Leyla's voice filled the room like a gentle melody.Tr: Zehra piyanosuyla ona eşlik ediyordu.En: Zehra accompanied her on the piano.Tr: Zehra, yeni bir öğrenci olduğundan, Emirhan onun uyum sağlayıp sağlamayacağını merak ediyordu.En: Since Zehra was a new student, Emirhan wondered whether she would be able to adapt.Tr: Ancak, her seferinde Zehra'nın parmakları tuşlar üzerinde gezindiğinde, Emirhan'ın içindeki şüphe inceliyor ve naif bir melodiye dönüşüyordu.En: However, each time Zehra's fingers glided across the keys, Emirhan's doubts melted away and turned into a delicate melody.Tr: Emirhan, Leyla ve Zehra'yı bu yetenek gösterisi için bir araya getirme kararı almıştı.En: Emirhan had decided to bring Leyla and Zehra together for this talent show.Tr: Leyla'nın sesi ve Zehra'nın piyano becerileri birleşince, ortaya muazzam bir performans çıkabilirdi.En: Combining Leyla's voice and Zehra's piano skills could result in an amazing performance.Tr: Fakat Emirhan için daha büyük bir sınav kendi şiiriydi.En: However, a bigger challenge for Emirhan was his own poem.Tr: İlk kez sahnede kendi yazdığı bir şiiri okuyacaktı.En: For the first time, he would read a poem he had written himself on stage.Tr: Olası bir başarısızlıktan korkuyordu.En: He was afraid of a possible failure.Tr: Gösteri saatine yaklaşıyordu.En: The time for the show was approaching.Tr: Herkes toplandı, yerlerine oturdu.En: Everyone gathered and took their seats.Tr: Heyecan doruktaydı.En: Excitement was at its peak.Tr: Emirhan sahneye çıkarken ışıklar aniden gitti.En: As Emirhan stepped onto the stage, the lights suddenly went out.Tr: Salonda bir uğultu başladı.En: A murmur started in the hall.Tr: Emirhan paniklemek üzereydi.En: Emirhan was about to panic.Tr: Sonra, derin bir nefes aldı.En: Then, he took a deep breath.Tr: Kendine güvenmek zorundaydı.En: He had to trust himself.Tr: Leyla ve Zehra'ya dönüp, “Elektrik olmadan da harika bir şey yapabiliriz,” dedi.En: Turning to Leyla and Zehra, he said, “We can create something wonderful even without electricity.”Tr: Zehra piyanonun başına geçti, Leyla ise yanına oturdu.En: Zehra took her place at the piano, and Leyla sat next to her.Tr: Leyla'nın melodik sesi piyanonun akustik sesiyle birleşince, salon bir anda sessizleşti.En: As Leyla's melodic voice combined with the acoustic sound of the piano, the hall suddenly went quiet.Tr: İnsanlar bu samimi performansa hayran kaldı.En: People were captivated by this sincere performance.Tr: Son olarak Emirhan, karanlıkta bir mum alıp ortalığa ilerledi.En: Finally, Emirhan took a candle in the darkness and stepped forward to the stage.Tr: Sadece mum ışığında sahneye çıkıp şiirini okumaya başladı.En: In the candlelight, he began to read his poem.Tr: Sesinde kararlı bir ton vardı.En: There was a decisive tone in his voice.Tr: Salondaki herkes sessizce onu dinledi.En: Everyone in the hall listened to him in silence.Tr: Şiiri sona erdiğinde, büyük bir alkış koptu.En: When his poem concluded, a great applause erupted.Tr: Emirhan kendini, bir güç ve cesaret dalgası içinde hissetti.En: Emirhan felt a wave of strength and courage within himself.Tr: O an, sahnede kendi gibi olmanın ne kadar önemli olduğunu anladı.En: At that moment, he understood how important it was to be himself on stage.Tr: Leyla ve Zehra ile olan bağı daha da güçlendi.En: His bond with Leyla and Zehra strengthened even more.Tr: Artık sahne korkusu onu eskisi kadar etkilemeyecekti.En: Stage fright would no longer affect him as much as it used to.Tr: İşbirliği ve dostlukla, her engelin üstesinden gelebileceğini gördü.En: With collaboration and friendship, he saw that any obstacle could be overcome.Tr: Gecenin sonunda üçü de, başarılarının keyfini çıkardı ve yeni maceralara hazır hissettiler.En: At the end of the night, all three of them enjoyed the taste of their success and felt ready for new adventures. Vocabulary Words:gated community: gated communityanxiety: endişerehearsing: prova yapmakaccompanied: eşlik etmekglided: gezindimelted: erimekdelicate: naifadapt: uyum sağlamakchallenge: sınavapproaching: yaklaşmakexcitement: heyecanmurmur: uğultucaptivated: hayran kalmaksincere: samimicandlelight: mum ışığıdecisive: kararlıapplause: alkışcourage: cesaretbond: bağstage fright: sahne korkusuovercome: üstesinden gelmekcollaboration: işbirliğiobstacle: engelpeak: dorukheld: düzenlemekpoem: şiirexpectations: beklentilerperformance: performansfailure: başarısızlıkwave: dalga
Fluent Fiction - Turkish: New School, New Beginnings: Emre's Journey to Belonging Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-14-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Emre, kışın ortasında yeni bir şehre taşındı.En: Emre moved to a new city in the middle of winter.Tr: Ailesiyle birlikte, güvenli ve modern bir siteye yerleştiler.En: With his family, they settled in a safe and modern complex.Tr: Bu site, düzenli yolları ve bakımlı bahçeleriyle ünlüydü.En: This complex was famous for its orderly roads and well-kept gardens.Tr: Ancak, Emre için her şey yeniydi; yeni ev, yeni çevre ve en önemlisi, yeni bir okul.En: However, everything was new for Emre; a new home, a new environment, and most importantly, a new school.Tr: İlk okul günü geldiğinde, Emre'nin içi heyecan ve endişeyle doluydu.En: When the first day of school arrived, Emre was filled with excitement and anxiety.Tr: Kar yağmıştı ve bunu izleyen bir soğuk vardı.En: It had snowed, followed by a cold spell.Tr: Emre montunu sıkıca kapattı ve okul servisini bekledi.En: He tightly closed his coat and waited for the school bus.Tr: Okula vardığında, ortak alanların kalabalık ve gürültülü atmosferi onu biraz daha gerdi.En: When he arrived at school, the crowded and noisy atmosphere of the common areas made him a bit more nervous.Tr: İçeride, öğrenciler kahkahalarla birbirleriyle sohbet ediyorlardı.En: Inside, students were chatting with each other, laughing.Tr: Emre kendini yalnız hissediyordu.En: Emre felt lonely.Tr: Yeni okullarda dost edinmenin zorluğunu iyi biliyordu.En: He knew well the challenge of making friends in new schools.Tr: Koridorlarda yürürken, dikkatini çekmeyen biri gibi hissetti.En: As he walked through the corridors, he felt like someone unnoticed.Tr: Ancak o sınıfa girdikten kısa bir süre sonra Leyla ile tanıştı.En: However, shortly after he entered the classroom, he met Leyla.Tr: Leyla, sınıfın en sosyal ve canlı öğrencisiydi.En: Leyla was the most social and lively student in the class.Tr: Herkesi tanıyor gibiydi ve yeni gelen Emre'yi hemen fark etti.En: She seemed to know everyone and immediately noticed the newcomer, Emre.Tr: Arada geçen vakitlerde Leyla, Emre'nin yanına oturdu ve kibarca sohbet etmeye başladı.En: During breaks, Leyla sat next to Emre and began to chat politely.Tr: "Merhaba, sen Emre olmalısın. Yeni geldin değil mi?" dedi gülümseyerek.En: "Hello, you must be Emre. You are new, right?" she said with a smile.Tr: Emre, utangaç bir şekilde başını salladı.En: Emre nodded shyly.Tr: Leyla'nın sıcak yaklaşımı onu biraz olsun rahatlattı.En: Leyla's warm approach eased him a bit.Tr: Leyla onunla dost olmaktan gerçekten keyif alacağına inanıyordu.En: She truly believed she would enjoy becoming friends with him.Tr: Öğleden sonra öğretmen bir grup çalışması duyurdu.En: In the afternoon, the teacher announced a group project.Tr: Emre, genellikle böyle durumlarda sessiz kalırdı.En: Emre usually stayed quiet in such situations.Tr: Ama bu sefer farklı bir şey yapmaya karar verdi.En: But this time, he decided to do something different.Tr: Elini kaldırdı ve bir gruba katılmak istediğini belirtti.En: He raised his hand and indicated his desire to join a group.Tr: Şansı yaver gitmişti; Leyla da aynı gruptaydı.En: Luck was on his side; Leyla was in the same group.Tr: Grupça çalışmaları başlamıştı ki, ciddi bir fikir ayrılığı ortaya çıktı.En: The group had just started working when a serious disagreement arose.Tr: Herkes kendi fikrinin en iyi olduğunu düşünüyordu.En: Everyone thought their idea was the best.Tr: Tartışma yükselince, grubun sesi sınıfa yayıldı.En: As the debate escalated, the group's voices spread across the classroom.Tr: Emre, bu anın geldiğini hissetti.En: Emre felt it was his moment.Tr: Derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı.En: He took a deep breath and started speaking.Tr: Arkadaşlar, sakin olalım. Herkesin görüşü önemli. Ortak bir yol bulabiliriz."En: "Friends, let's stay calm. Everyone's opinion is important. We can find a common path."Tr: Emre'nin ara bulucu tavrı işe yaradı.En: Emre's mediating stance worked.Tr: Grup, projeye odaklanarak ve her fikri değerlendirerek çalışmayı başardı.En: The group managed to focus on the project and worked by evaluating every idea.Tr: Herkes Emre’nin yardımına minnettardı.En: Everyone was grateful for Emre's help.Tr: Bu, Emre'ye yeni bir özgüven kazandırdı.En: This newfound confidence was empowering for him.Tr: Leyla, projeden sonra ona dönerek, "Bizimle öğle yemeğine gelsene. Seni arkadaşlarımla tanıştırmak isterim," dedi.En: After the project, Leyla turned to him and said, "Come have lunch with us. I'd like to introduce you to my friends."Tr: Emre, ilk kez bu okulda kendini bir yere ait hissetti.En: For the first time at this school, Emre felt like he belonged somewhere.Tr: Kendi benliğini bulmuş ve bir arkadaş grubu oluşturmuştu.En: He had found himself and formed a group of friends.Tr: Korkularını yenmiş ve cesareti sayesinde yeni bir başlangıç yapmıştı.En: Overcoming his fears and having the courage to start anew, he felt grateful for the decisions he made as he walked through the snowy streets of the safe complex with new hopes. Vocabulary Words:settled: yerleştilerorderly: düzenlianxiety: endişecrowded: kalabalıkatmosphere: atmosferilively: canlıapproach: yaklaşımpolite: kibarindicated: belirttidesire: istekdisagreement: fikir ayrılığıdebate: tartışmamediating: ara bulucustance: tavırgratitude: minnettarlıkempowering: güçlendiriciconfidence: özgüvenovercoming: yenmekfears: korkularcourage: cesaretthankful: minnettarcompanion: arkadaşsettlement: yerleşimfamous: ünlülonesome: yalnızcorridors: koridorlarunnoticed: dikkatini çekmeyenexcitement: heyecanintervene: müdahale etmekfortuitous: şanslı
Fluent Fiction - Turkish: Finding Connection Amid Duty-Free Haste: Ege's Gift Journey Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-13-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: İstanbul Uluslararası Havalimanı yoğun ve hareketliydi.En: İstanbul Uluslararası Havalimanı was busy and bustling.Tr: Her yanda acele eden yolcular, parlak vitrinde duran duty-free shoplarının yanıbaşından geçiyordu.En: Passengers hurrying about were passing by the bright showcases of the duty-free shops.Tr: Ege, hızlı adımlarla mağazaya girdi.En: Ege entered the store with quick steps.Tr: İş gezisinden dönüyordu ve ailesinin önemli bir etkinliğini kaçırmış olmanın vicdan azabını taşıyordu.En: He was returning from a business trip, carrying the guilt of missing an important family event.Tr: Ailesine güzel bir hediye almak istiyordu, ama ne alacağına karar verememişti.En: He wanted to buy a nice gift for his family, but he couldn't decide what to get.Tr: Duty-free shop'un ortasında, renkli parfüm şişelerinin ve çikolataların arasında bir genç kadın duruyordu.En: In the middle of the duty-free shop, among colorful perfume bottles and chocolates, stood a young woman.Tr: Sevim, her zamanki gibi hayal kuruyordu; bir gün o da bu havaalanındaki yolcular gibi dünyanın dört bir yanına seyahat edecekti.En: Sevim was daydreaming as usual; someday she, too, would travel all over the world like the passengers at this airport.Tr: Ege'nin aceleci adımlarını ve yüzündeki sıkıntıyı fark etti.En: She noticed Ege's hurried steps and the anxiety on his face.Tr: "Merhaba! Yardım edebilir miyim?" Sevim, nazikçe sordu.En: "Hello! Can I help you?" Sevim asked kindly.Tr: Ege duraksadı. "Evet, çok iyi olurdu. Aileme hediye almak istiyorum ama ne alacağımı bilmiyorum."En: Ege hesitated. "Yes, that would be great. I want to buy a gift for my family, but I don't know what to get."Tr: Sevim gülümsedi. "Hangi tür hediyeler düşündünüz?" diye sordu.En: Sevim smiled. "What kind of gifts are you considering?" she asked.Tr: "Önemli olan, anlamlı olmaları. Ailemi ne kadar sevdiğimi hissettirsin," dedi Ege.En: "The important thing is that they are meaningful. They should make my family feel how much I love them," said Ege.Tr: Sonra durup düşündü, aklına özel aile anıları geldi.En: Then he paused to think, and special family memories came to his mind.Tr: "Mesela, bir seferinde hep bir araya gelip çikolata yapmıştık... Belki sevdikleri bir çikolata."En: "For instance, one time we all got together and made chocolate... Maybe a chocolate they like."Tr: Sevim içten bir şekilde gülümsedi. "Belgian çikolatalarını öneririm. Çok lezzetli olduklarını söyleyebilirim. Ayrıca, buradaki yerli Türk kahvesi setleri de özel olabilir.En: Sevim smiled warmly. "I would recommend Belgian chocolates. I can tell you they're very delicious. Also, the local Turkish coffee sets here could be special.Tr: Çok kültürel ve güzel bir hediye olabilir," dedi.En: They could be a very cultural and beautiful gift," she said.Tr: Ege, öneriler için minnettardı. "Harika, bunlar tam ailemi düşündüren hediyeler," diye cevapladı.En: Ege was grateful for the suggestions. "Great, these are gifts that truly remind me of my family," he replied.Tr: Ardından, Sevim de kendi seyahat hayallerinden bahsetti. "Bir gün ben de dünyayı görmek istiyorum.En: Then, Sevim talked about her own travel dreams. "One day, I want to see the world too.Tr: Belki çikolatalar beni bu kadar çeken şeydir," dedi gülerek.En: Maybe it's the chocolates that attract me so much," she said, laughing.Tr: Ege, bu kısa sohbetten çok şey öğrenmişti.En: From this short conversation, Ege learned a lot.Tr: Bazı şeylerin güzelliğinin basitlikten geldiğini fark etti.En: He realized that the beauty of some things comes from their simplicity.Tr: Hediyeler çok pahalı olmadan da dozunda anlam taşıyabilirdi.En: Gifts didn't have to be very expensive to carry meaning.Tr: Zaman yaklaşırken, kasaya doğru ilerledi ve satın alınan hediyeleri çantaya yerleştirdi.En: As time was approaching, he moved towards the counter and placed the purchased gifts in the bag.Tr: "Yardımların için teşekkür ederim," dedi Sevim'e içtenlikle.En: "Thank you for your help," he said to Sevim sincerely.Tr: Uçağının kalkmasına kısa süre kalmıştı.En: The departure of his flight was soon.Tr: Ege mağazadan çıkarken içi mutluluk dolu hissetti, sadece ailesine vereceği hediyeler için değil, aynı zamanda yeni bir arkadaş edinmenin verdiği huzur için de.En: As Ege left the store, he felt filled with happiness, not only for the gifts he would give to his family but also for the peace of making a new friend.Tr: Bu kısa havaalanı ziyareti, Ege için kelimelerin karmaşasıydı.En: This short airport visit was a jumble of words for Ege.Tr: Anlam dolu birer hediye ve Sevim'in sıcakkanlı yardımıyla, yalnızca bir dükkan sepetinden fazlasını alarak ayrıldı.En: With meaningful gifts and Sevim's warm help, he left with more than just a shopping cart.Tr: Yüreğinde ailesine daha yakın hissetti.En: He felt closer to his family in his heart.Tr: Bazen en uzak mesafeler bile bir gülümsemeyle aşılabilirdi.En: Sometimes even the greatest distances could be overcome with a smile. Vocabulary Words:bustling: hareketliydiguilt: vicdan azabımeaningful: anlamlıpaused: duraksadıgrateful: minnettardısuggestions: önerileranxiety: sıkıntırecommend: öneririmsincerely: içtenlikledeparture: kalkışjumbled: karmaşasıdistant: uzakairports: havaalanıcultural: kültürelspecial: özelrealized: fark ettiovercome: aşılabilirdismile: gülümsemedaydreaming: hayal kuruyorduhurried: acelecipurchased: satın alınanhappiness: mutlulukshopping cart: mağaza sepeticonversation: sohbetattract: çekenexpensive: pahalıpassengers: yolcularperfume: parfümevent: etkinlikencounter: karşılaşma
Fluent Fiction - Turkish: Kazoo Serenade: A Melody Through Airport Security Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-13-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Kış mevsimi, İstanbul Atatürk Havalimanı yine hareketliydi.En: The winter season was bustling again at İstanbul Atatürk Havalimanı.Tr: Yeni Yıl seyahati nedeniyle terminalde adeta bir insan seli vardı.En: Due to New Year travel, the terminal was practically a sea of people.Tr: İçi dolu valizler, yorulmuş çocuklar ve aceleci yolcular her yeri doldurmuştu.En: Packed suitcases, tired children, and rushing passengers filled every space.Tr: Kerem, terminalin ortasında durdu.En: Kerem stood in the middle of the terminal.Tr: Üzerinde uçuş kartı olan ceketini düzeltti.En: He adjusted his jacket with the boarding pass on it.Tr: O bir müzisyendi; canlı, mutluluk saçan ve bazen biraz unutkan.En: He was a musician; lively, happiness-spreading, and sometimes a bit forgetful.Tr: Bugün önemli bir konser için uçağını kaçırmamalıydı.En: Today, he shouldn't miss his flight for an important concert.Tr: Havalimanının modern mimarisine bakarken derin bir nefes aldı.En: As he looked at the modern architecture of the airport, he took a deep breath.Tr: Görev başındaki Elif’i fark etti.En: He noticed Elif on duty.Tr: Elif, bu kalabalıkta düzen sağlamaya çalışan güvenlik görevlisiydi.En: Elif was the security officer trying to maintain order in this crowd.Tr: Yorgun ve stresli görünüyordu; gün bitmek bilmiyordu.En: She looked tired and stressed; the day seemed never-ending.Tr: Kerem güvenlik kontrol noktasından geçerken, "Hadi bakalım," diye kendi kendine mırıldandı.En: As Kerem passed through the security checkpoint, he murmured to himself, "Here we go."Tr: Sırayı beklemek can sıkıcıydı ama mecburdu.En: Waiting in line was annoying, but it was necessary.Tr: Tam valizini x-ray cihazına yerleştirdi ki Elif'in dikkatli bakışlarıyla karşılaştı.En: He had just placed his suitcase on the x-ray machine when he met Elif's attentive gaze.Tr: Kerem’in çantasında olağandışı bir şey fark etmişti.En: She had noticed something unusual in Kerem's bag.Tr: Bir kazoo!En: A kazoo!Tr: Elif, kazoo’yu dikkatle inceledi.En: Elif examined the kazoo carefully.Tr: Şüpheli bir durum vardı.En: There was a suspicious situation.Tr: Acaba bu zararlı bir eşya olabilir miydi?En: Could this be a dangerous item?Tr: Durumu dikkatlice inceledi ve daha fazla kontrol gerektiğine karar verdi.En: She examined the situation carefully and decided that more scrutiny was necessary.Tr: "Bu ne?"En: "What is this?"Tr: diye sordu Elif, Kerem’in dikkatini çekerek.En: she asked, catching Kerem's attention.Tr: Kerem gülümsedi, "Aa, o benim kazooum!"En: Kerem smiled, "Oh, that's my kazoo!"Tr: dedi neşeyle.En: he said cheerfully.Tr: Ama Elif ona ciddiyetle baktı, anlamaya çalıştı.En: But Elif looked at him seriously, trying to understand.Tr: Kerem ne yapacağını düşündü.En: Kerem thought about what to do.Tr: Zaman azalıyordu ve uçağını kaçırma riski vardı.En: Time was running out, and he was at risk of missing his flight.Tr: Aniden bir fikir geldi aklına.En: Suddenly, an idea came to him.Tr: "Bekleyin, göstereyim," dedi Kerem ve kazoo’yu çalmaya başladı.En: "Wait, let me show you," said Kerem, and he started to play the kazoo.Tr: "Twinkle, Twinkle, Little Star" melodisi terminalde yankılandı.En: The melody of "Twinkle, Twinkle, Little Star" echoed in the terminal.Tr: Elif başta şaşırdı ama sonra gülmekten kendini alamadı.En: Elif was initially surprised but then couldn't help but laugh.Tr: Ahmet adında bir yolcu sırada Kerem’i izliyordu.En: A passenger named Ahmet was watching Kerem in line.Tr: O da gülümsemeye başladı.En: He also started to smile.Tr: Havalimanındaki herkes bu komik durumu izliyordu.En: Everyone at the airport was witnessing this funny situation.Tr: Bir an için herkes Kerem’in performansına kapıldı.En: For a moment, everyone was captivated by Kerem's performance.Tr: Sonunda Elif, "Tamam, anladım!En: Finally, Elif said, "Okay, I understand!Tr: Geçebilirsin," dedi gülerek.En: You can go through," with a laugh.Tr: Kerem, güvenlik kontrolünü geçmişti.En: Kerem had passed the security check.Tr: Ahmet’e döndü ve "Bir tane de sen ister misin?"En: He turned to Ahmet and asked, "Would you like one too?"Tr: diye sordu, cebinden bir yedek kazoo çıkararak.En: pulling out a spare kazoo from his pocket.Tr: Ahmet şaşkınlıkla kazoo'yu aldı ve gülümsedi.En: Ahmet took the kazoo in surprise and smiled.Tr: Kerem uçağına yetişti ve konserinde unutulmaz bir giriş yapmayı başardı.En: Kerem caught his flight and managed to make an unforgettable entrance at his concert.Tr: O artık müziğin ve mizahın gergin anlarda nasıl rahatlama sağlayabileceğini biliyordu.En: He now knew how music and humor could provide relief in tense moments.Tr: Kendine, bundan böyle performanslarına daha çok espri ve doğaçlama katacağına söz verdi.En: He promised himself to include more jokes and improvisation in his performances from now on.Tr: Havalimanını arkasında bir kahkaha izi bırakarak terk etti.En: He left the airport, leaving behind a trail of laughter.Tr: Bu anı, hem Kerem için hem de o kalabalık için unutulmaz oldu.En: This moment became unforgettable both for Kerem and for the crowd. Vocabulary Words:bustling: hareketliterminal: terminalsuitcase: valizboarding pass: uçuş kartıadjusted: düzelttimodern: modernarchitecture: mimariattentive: dikkatliunusual: olağandışısuspicious: şüpheliscrutiny: kontrolmelody: melodiinitially: baştacaptivated: kapıldıhumor: mizahnervous: gerginrelief: rahatlamaimprovisation: doğaçlamaperformance: performanstrail: izlaughter: kahkahaunforgettable: unutulmazrushing: acelecimaintain: sağlamakcheckpoint: kontrol noktasımurmured: mırıldandıannoying: can sıkıcımachine: cihazgaze: bakışrisk: risk
Fluent Fiction - Turkish: Secrets of Ephesus: Unearthing Hidden Stories Beneath the Stones Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-12-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Yaman, Elif ve Cem, kış soğuğunda Efes'in kadim tiyatrosundaydı.En: Yaman, Elif, and Cem were at the ancient theater of Ephesus in the winter cold.Tr: Geniş sütunlar ve yaşlı mermer yapılar arasında sessizlik hakimdi.En: Silence reigned among the wide columns and aged marble structures.Tr: Rüzgar hafifçe esiyor, sessizlikte yankılanıyordu.En: The wind blew gently, echoing in the silence.Tr: Amfi tiyatronun taş basamakları, geçmişteki performanslardan kalan hayalet seslerle doluydu.En: The stone steps of the amphitheater were filled with ghostly voices from past performances.Tr: Yaman, kalbinde heyecanla doluydu.En: Yaman was filled with excitement in his heart.Tr: O, antik tarihin özellikle Yunan ve Roma dönemlerine tutkun bir arkeolog adayıydı.En: He was an archaeology candidate particularly passionate about ancient history, especially the Greek and Roman periods.Tr: Elif, yanındaki en iyi arkadaşı, tarihi mekanların eşsiz güzelliklerini fotoğraflamaya çalışan yetenekli bir fotoğrafçıydı.En: Elif, his best friend next to him, was a talented photographer trying to capture the unique beauty of historical sites.Tr: Onların yanında Cem de vardı.En: Alongside them was Cem, who was a historian interested in the social dynamics of ancient civilizations.Tr: Cem, antik uygarlıkların sosyal dinamiklerine ilgi duyan bir tarihçiydi.En: But he always approached Yaman's theories with skepticism.Tr: Ama Yaman’ın teorilerine hep şüpheyle yaklaşırdı.En: Lately, Yaman had a theory on his mind.Tr: Son günlerde Yaman'ın aklında bir teori vardı.En: He believed that hidden historical secrets awaited discovery in an unexplored part of Ephesus.Tr: Efes'in keşfedilmemiş bir bölümünde yeni tarihî sırların gizlendiğine inanıyordu.En: However, Cem did not want to believe this theory without evidence.Tr: Ama Cem, kanıt olmadan bu teoriye inanmak istemiyordu.En: Despite everything, Yaman wished to find this new section.Tr: Yaman, her şeye rağmen bu yeni bölümü bulmak istiyordu.En: Therefore, they decided to explore a less-visited part at sunset.Tr: Bu yüzden, gün batımında, az ziyaret edilen bir kısmı keşfetmeye karar verdiler.En: As sunset approached, gray clouds covered the sky.Tr: Gün batımı yaklaşırken, gri bulutlar gökyüzünü kapladı.En: Yaman, Elif, and Cem began their investigation with patient steps.Tr: Yaman, Elif ve Cem sabırlı adımlarla araştırmaya başladılar.En: Elif was photographing every stone and column, while Cem watched carefully.Tr: Elif, her taşın, her sütunun fotoğrafını çekiyor, Cem ise dikkatle izliyordu.En: In the midst of the silence, Yaman suddenly stopped.Tr: Sessizliğin içinde, Yaman aniden durdu.En: In front of him, among the stones, he saw a strange inscription.Tr: Karşısında, taşların arasında garip bir yazıt gördü.En: "What does it say here?"Tr: “Burada ne yazıyor?” diye sordu heyecanla.En: he asked excitedly.Tr: Elif ve Cem yaklaştı.En: Elif and Cem approached.Tr: Cem, eğildi ve eski yazıtı incelemeye başladı.En: Cem bent down and began to examine the old inscription.Tr: Yazıt, yerin altında keşfedilmemiş odalara işaret ediyordu.En: The inscription indicated unexplored chambers beneath the ground.Tr: Üçü de şaşkındı.En: All three were astonished.Tr: Yaman’ın teorisinin doğru olabileceğine dair bir ipucuydu bu.En: This was a clue that Yaman's theory might be correct.Tr: Cem, biraz düşünceyle, yazıtın potansiyeline inanmaya başladı.En: With a bit of thought, Cem began to believe in the potential of the inscription.Tr: “Belki, gerçekten burada daha fazlası vardır,” diye onayladı Cem, ama temkinli bir şekilde.En: "Maybe there really is more here," Cem confirmed, but cautiously.Tr: Bu keşif, onları daha büyük bir kazı için izin aramaya yönlendirdi.En: This discovery led them to seek permission for a larger excavation.Tr: Heyecanla dolmuşlar, Yaman’ın teorisinin gerçeğe dönüşmesi için yeni bir maceranın başlangıcında olduklarını biliyorlardı.En: Filled with excitement, they knew they were at the beginning of a new adventure to make Yaman's theory a reality.Tr: Yaman, Cem’in şüphesini anlayışla karşıladı.En: Yaman accepted Cem's skepticism understandingly.Tr: Neticede, sağlıklı bir şüphecilik, daha büyük keşiflere yol açabilirdi.En: After all, healthy skepticism could lead to greater discoveries.Tr: Yaman, içgüdülerine daha fazla güvenmeye başladı.En: Yaman began to trust his instincts more.Tr: Arkadaşlar, bu maceranın sadece bir başlangıç olduğunun farkındaydı.En: The friends were aware that this adventure was only the beginning.Tr: Efsaneler ve gerçeklerin buluştuğu bu antik şehirde, her taşın altında yeni bir hikaye gizli olabilirdi.En: In this ancient city where legends and truths met, a new story might be hidden under every stone. Vocabulary Words:ancient: kadimreigned: hakimdicolumns: sütunlarmarble: mermerechoing: yankılanıyorduamphitheater: amfi tiyatroghostly: hayaletarchaeology: arkeolojidynamics: dinamiklerskepticism: şüphetheory: teoriexplored: keşfedileninvestigation: araştırmainscription: yazıtchambers: odalarastonished: şaşkındıclue: ipucuexcavation: kazıinstincts: içgüdülerunexplored: keşfedilmemişpermission: izinadventure: macerasunset: gün batımıinstincts: içgüdülerineskepticism: şüphecilikstrange: garipbeneath: yerin altındapotential: potansiyeluniqueness: eşsizliklegend: efsane
Fluent Fiction - Turkish: Unveiling Troy: The Power of Teamwork Through Adversity Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-12-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Rüzgâr kışın soğuk nefesini savuruyordu.En: The wind was blowing its cold breath of winter.Tr: Antik Troy şehri, gri gökyüzünün altında sessizce yatıyordu.En: The ancient city of Troy was lying quietly under the gray sky.Tr: Ekin, kazının ortasında durdu ve etrafa baktı.En: Ekin stood in the middle of the excavation and looked around.Tr: Rüzgâr, çevresindeki taşları okşuyordu.En: The wind was caressing the stones around him.Tr: Troy'un gizemlerini ortaya çıkarmak için buradaydı.En: He was here to uncover Troy's mysteries.Tr: Ancak kısa süre önce kolunu kırmıştı.En: However, he had recently broken his arm.Tr: Şimdi ise bu durum işleri daha da zorlaştırıyordu.En: Now, this situation was making things even harder.Tr: Ekin, eski taşlara dalgınca dokundu.En: Ekin touched the old stones absentmindedly.Tr: Safraya akacak zaman yoktu.En: There was no time to spill tears.Tr: Kazı sezonu bitmek üzereydi ve bu projeye bağlıydı.En: The excavation season was about to end, and he was tied to this project.Tr: Murat ve Leyla ona yardım etmek için yanındaydılar.En: Murat and Leyla were with him to help.Tr: İkisi de güvenilir ve çalışkan gençlerdi.En: Both were reliable and hardworking young people.Tr: Ekin onlara zorlu işleri nasıl yapacaklarını öğretti.En: Ekin taught them how to handle the difficult tasks.Tr: Ara sıra acıdan yüzünü buruştursa da kararlıydı.En: Though he occasionally winced from the pain, he was determined.Tr: Fakat ekibinin desteği olmadan başaramazdı.En: Yet, without the support of his team, he couldn't succeed.Tr: Bir gün, yoğun çalışmanın ardından heyecan verici bir şey keşfettiler.En: One day, after intense work, they discovered something exciting.Tr: Ekin, yüreğinde bir büyü hissetti.En: Ekin felt a spark in his heart.Tr: Onun teorilerini doğrulayabilecek bir eser bulmuşlardı.En: They had found an artifact that could confirm his theories.Tr: Ancak, kolu yüzünden bu eseri kendisi çıkaramazdı.En: However, due to his arm, he couldn't retrieve this artifact himself.Tr: Bir an için çaresizlikle doldu.En: For a moment, he was filled with helplessness.Tr: Ama Leyla ve Murat'a baktı.En: But then he looked at Leyla and Murat.Tr: İkisi de ona umutla bakıyordu.En: Both were looking at him with hope.Tr: "Hepsini siz kazıyın, ben de size rehberlik edeceğim," dedi.En: "You two do all the digging, and I'll guide you," he said.Tr: Onun rehberliğinde, Murat ve Leyla dikkatle çalışarak eseri çıkardılar.En: Under his guidance, Murat and Leyla carefully worked to extract the artifact.Tr: Bu an, Ekin için bir dönüm noktasıydı.En: This moment was a turning point for Ekin.Tr: O an, ekibine güvenmenin korkularını hafiflettiğini anladı.En: He realized that trusting his team alleviated his fears.Tr: Bu eser, projenin geleceğini de güvence altına aldı.En: This artifact also secured the project's future.Tr: Troy'un eski taşları altında kararlılık ve işbirliğiyle yeni bir tarih parladı.En: Under Troy's ancient stones, new history shone through determination and cooperation.Tr: Ekin, ekip arkadaşlarına teşekkür etti ve içinden bir huzur dalgası geçti.En: Ekin thanked his team members, and a wave of peace passed through him.Tr: Artık başarının sadece bireysel bir çaba olmadığını, bir ekip işi olduğunu biliyordu.En: He now knew that success was not merely an individual effort, but a team endeavor.Tr: Kışın soğuklarının ortasında, Ekin, içini aydınlatan güveni bulmuştu.En: Amidst the cold of winter, Ekin found the confidence that illuminated his heart. Vocabulary Words:blowing: savuruyorduancient: antikexcavation: kazıcaressing: okşuyorduuncover: ortaya çıkarmakabsentmindedly: dalgıncaspill: akacaktears: gözyaşlarıtied: bağlıreliable: güvenilirhardworking: çalışkanwince: yüzünü buruşturmakspark: büyüartifact: eserhelplessness: çaresizlikguide: rehberlik etmekextract: çıkarmakturning point: dönüm noktasıalleviated: hafiflettisecured: güvence altına aldıdetermination: kararlılıkcooperation: işbirliğiilluminated: aydınlatanconfidence: güvenendeavor: çabaretrieve: çıkarmakintense: yoğundiscover: keşfetmekfuture: gelecekdiscovered: keşfettiler
Fluent Fiction - Turkish: Coffee, Chargers, and Freelance Friendships in İstanbul Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-11-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: İstanbul'un kışı, şehrin dinamik akışına beyaz bir örtü seriyordu.En: Winter in İstanbul spread a white blanket over the dynamic flow of the city.Tr: Freelancer's Café, herkesin bir köşede kendi sessiz dünyasını kurduğu bir yerdi.En: Freelancer's Café was a place where everyone created their own silent world in a corner.Tr: Kahve fincanlarının sesi, klavyelerin tıkırtısına karışıyordu.En: The sound of coffee cups mingled with the clatter of keyboards.Tr: Serkan, masasında oturuyordu.En: Serkan was sitting at his table.Tr: Önünde dizüstü bilgisayarı açıktı.En: His laptop was open in front of him.Tr: Gözleri, ekranın titrek parıltısında odaklanmıştı.En: His eyes focused on the flickering glow of the screen.Tr: Bugün önemli bir gündü.En: Today was an important day.Tr: Serkan, yeni bir müşteriyle toplantı yapacaktı.En: Serkan was going to have a meeting with a new client.Tr: Grafik tasarım projelerini sunacak, yeni bir iş almayı umuyordu.En: He would present his graphic design projects, hoping to land a new job.Tr: Ancak kahvenin kalabalığı, dikkatini dağıtıyordu.En: However, the café's crowd was distracting him.Tr: Yan masadan gelen yüksek sesli konuşmalar, kulaklığından bile duyuluyordu.En: The loud conversations from the next table could be heard even through his headphones.Tr: Serkan, derin bir nefes aldı.En: Serkan took a deep breath.Tr: Toplantı başlamak üzereydi ama Wi-Fi bir iyi bir kötüydü.En: The meeting was about to start, but the Wi-Fi was erratic.Tr: Kendi internetini kullanmaya karar verdi.En: He decided to use his own internet.Tr: Telefonunun hotspotunu açtı ama o da ne?En: He turned on his phone's hotspot, but what was this?Tr: Şarjı azdı.En: His battery was low.Tr: Paniklememeliydi.En: He shouldn't panic.Tr: Zaman daralıyordu.En: Time was running out.Tr: Tam o sırada yanına Burak oturdu.En: Just then, Burak sat next to him.Tr: Burak, aydınlık yüzüyle tanınan bir freelancerdı.En: Burak was a freelancer known for his bright demeanor.Tr: "Sorun mu var?" diye sordu samimi bir sesle.En: "Is there a problem?" he asked in a friendly voice.Tr: Serkan durumu açıkladı.En: Serkan explained the situation.Tr: Burak, çantasından taşınabilir bir şarj cihazı çıkardı ve uzattı.En: Burak took a portable charger out of his bag and handed it over.Tr: "Bunu kullanabilirsin," dedi.En: "You can use this," he said.Tr: Serkan hızlıca teşekkürü mırıldandı ve telefonu şarja taktı.En: Serkan quickly muttered a thank you and plugged in his phone.Tr: Ama sadece batarya değil, masanın etrafındaki gürültü de bir sorundu.En: But it wasn't just the battery; the noise around the table was also a problem.Tr: Burak, "Gel benimle," dedi ve daha sessiz bir köşeye geçti.En: Burak said, "Come with me," and moved to a quieter corner.Tr: Serkan, ayakta hızlı adımlarla Burak'ı takip etti.En: Serkan followed Burak with quick steps.Tr: Burak'ın önerisiyle sessiz bir noktada oturdular.En: Following Burak's suggestion, they sat in a quiet spot.Tr: Serkan, nihayet toplantıya başlamıştı.En: At last, Serkan began the meeting.Tr: Sunumu yaptı, anlattı, soruları yanıtladı.En: He presented, explained, and answered questions.Tr: Müşterisinin yüzündeki memnuniyeti görmek, tüm kaygısını üzerinden attı.En: Seeing the satisfaction on his client's face lifted all his worries.Tr: Sunum bittiğinde, müşteri olumlu geri dönüş yaptı.En: When the presentation concluded, the client gave positive feedback.Tr: İşe kabul edilmişti.En: He was hired.Tr: Burak'a döndü, gözlerinde minnet dolu bir ışıltıyla.En: He turned to Burak, his eyes filled with gratefulness.Tr: "Yardımın için gerçekten teşekkür ederim," dedi.En: "Thank you so much for your help," he said.Tr: Burak gülümsedi.En: Burak smiled.Tr: "Freelancer ruhu budur.En: "That's the freelancer spirit.Tr: Birbirimize destek olmazsak nasıl dayanırız?"En: If we don't support each other, how would we endure?"Tr: Serkan, bu basit ama derin bir ders almıştı.En: Serkan learned a simple yet profound lesson.Tr: Yardımlaşmanın gücü, küçük bir şarj cihazında bile olsa büyük bir etkisi olabilirdi.En: The power of helping each other, even in something as small as a charger, could have a big impact.Tr: O günden sonra, Serkan her zaman yanında bir şarj cihazı taşıdı ve karşısına çıkan her yeni freelancer ile diyaloğa açık oldu.En: From that day on, Serkan always carried a charger with him and remained open to dialogue with every new freelancer he met.Tr: Freelancer's Café'den kar yağışını izleyen Serkan, hayatta yalnız olmadığını, desteğin her köşede olabileceğini anlamıştı.En: Watching the snowfall from Freelancer's Café, Serkan realized that he was not alone in life, and support could be found in every corner.Tr: Önlerinde belki daha birçok interaktif toplantı ve müşteri sunumu olacaktı, ama bundan sonra Serkan, elinde bir şarj cihazı ve kalbinde dostluğu ile bu süreci daha rahat geçirecekti ve belki de Burak gibi bir dostun yardımı ile.En: There might be many more interactive meetings and client presentations ahead, but from now on, Serkan would navigate this process more comfortably with a charger in hand and friendship in his heart, perhaps with the help of a friend like Burak. Vocabulary Words:dynamic: dinamikblanket: örtüfreelancer: freelancercorner: köşeclatter: tıkırtıflickering: titrekglow: parıltıgraphic: grafikprojects: projelerdistracting: dikkat dağıtanheadphones: kulaklıkbreath: nefeserratic: bir iyi bir kötübattery: şarjdemeanor: yüzmuttered: mırıldandıportable: taşınabilirplugged: takmaknoise: gürültüpresentation: sunumclient: müşterigratefulness: minnetspirit: ruhendure: dayanmakprofound: derinimpact: etkidialogue: diyaloginteractive: interaktifnavigating: geçirmeksupport: destek
Fluent Fiction - Turkish: Laughs, Leaps, and Love: The One-Foot Challenge Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-11-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Kışın soğuk bir günüydü.En: It was a cold winter day.Tr: İstanbul'un kalbinde, sıcak ve renkli Freelance Evi, Emir, Leyla ve Bora'nın sık sık buluşup çalıştığı sevimli bir mekandı.En: In the heart of İstanbul, there was the warm and colorful Freelance Evi, a charming place where Emir, Leyla, and Bora frequently met and worked.Tr: Burası, her köşesinde farklı bir hikaye taşıyan, eski mobilyalar ve neşeli tablolarla doluydu.En: This place was filled with old furniture and cheerful paintings, each corner carrying a different story.Tr: Ancak, en ilginç öğe, Bora'nın yazdığı tuhaf ev kurallarıydı.En: However, the most intriguing feature was the quirky house rules written by Bora.Tr: Tahtanın ortasında kocaman harflerle şu kural yazıyordu: "Tüm içecekler tek ayak üstünde yapılacaktır."En: In large letters, the rule at the center of the board read: "All drinks must be prepared on one foot."Tr: Bu kural, Emir'i oldukça düşündürüyordu.En: This rule had Emir quite puzzled.Tr: Bugün Leyla'ya sıcak çikolata yaparak onun soğuk ve telaşlı iş gününü ısıtmak istiyordu.En: Today, he wanted to warm Leyla's cold and hectic workday by making her hot chocolate.Tr: Ama bu garip kural onu oldukça tereddütte bırakmıştı.En: But this strange rule left him quite hesitant.Tr: Bora ise, kendine has bir rahatlıkla kuralları uyguladığını ve her şeyin eğlenceli olduğunu söylüyordu.En: Bora, however, claimed with his unique ease that following the rules made everything fun.Tr: Emir, Leyla'nın dikkatini çekmek ve onu etkilemek istiyordu.En: Emir wanted to catch Leyla's attention and impress her.Tr: Çekingen ama kararlı bir şekilde mutfağa gitti.En: Shyly yet determinedly, he went to the kitchen.Tr: Sıcak çikolata için her şey hazırdı ama aklında tek bir sorun vardı: "Tek ayak üstünde mi olacak yani?"En: Everything was ready for the hot chocolate, but he had one thought on his mind: "Does it really have to be on one foot?"Tr: Emir tek ayağının üstünde zıplayarak çikolata yapmaya çalışırken, bir yandan da Leyla'nın onu izlediğini hissetti.En: While Emir tried to make chocolate hopping on one foot, he could feel Leyla watching him.Tr: Her hamlede biraz daha utanıyor, biraz daha endişeleniyordu.En: With each move, he felt a little more embarrassed, a little more anxious.Tr: En sonunda Emir, dengesini kaybedip kupayı elinden düşürdü ve sıcak çikolata her yere sıçradı.En: Finally, Emir lost his balance and dropped the cup, spilling hot chocolate everywhere.Tr: İşte o an, tam bir sessizlik oldu.En: At that moment, there was complete silence.Tr: Leyla bir an durdu, ardından kahkahalarla gülmeye başladı.En: Leyla paused for a moment, then burst into laughter.Tr: İlk başta Emir şaşırsa da, onun bu tepkisi yavaş yavaş kendi yüzüne de bir gülümseme getirdi.En: Although Emir was initially surprised, her reaction slowly brought a smile to his own face.Tr: Leyla, "Dur bakalım," dedi, "ben de deneyeceğim."En: Leyla said, "Hold on," and added, "I'll try too."Tr: O da hemen zıplayarak kendi sıcak çikolatasını yapmaya başladı.En: She immediately started hopping to make her own hot chocolate.Tr: Artık ikisi de neşeyle birbirlerine bakıp gülüyorlardı.En: Now both of them were laughing and looking at each other joyfully.Tr: Bu olay, Emir'e kendisini fazla ciddiye almaması gerektiğini öğretti.En: This incident taught Emir not to take himself too seriously.Tr: Küçük bir mizah, bazen en sıkışık durumları bile ışıldatabilirdi.En: A little humor could illuminate even the tightest situations.Tr: Emir ve Leyla, bu küçük aksilik sayesinde birbirlerine daha da yakınlaştılar.En: Thanks to this small mishap, Emir and Leyla grew even closer.Tr: Bora ise köşesinde gülümseyerek, evin yeni kuralını yazıyordu: "Gülümsediğin gün, en iyi gündür."En: Bora, on the other hand, smiled from the corner, writing the house's new rule: "The day you smile is the best day." Vocabulary Words:intriguing: ilginçquirky: tuhafhesitant: tereddütlüembarrassed: utanmışanxious: endişeliilluminate: ışıldatmakmishap: aksilikdeterminedly: kararlı bir şekildeattention: dikkatfurniture: mobilyacheerful: neşeliboard: tahtapuzzled: düşündürmekreaction: tepkihopping: zıplamakbubbly: neşeylebalance: dengespilling: sıçratmakcomplete: tamsilence: sessizlikburst: patlamakincident: olaytightest: sıkışıkcharming: sevimlicolorful: renklismile: gülümsemerule: kuralfrequently: sık sıkcorner: köşeunique: kendine has
Fluent Fiction - Turkish: Sailing Through Emotional Storms: An Anniversary Reconnection Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-10-23-34-00-tr Story Transcript:Tr: Kışın soğuk rüzgarları Boğaz’dan esiyordu.En: The cold winter winds were blowing from the Boğaz.Tr: İstanbul Modern Sanat Müzesi’nin cam ve çelik cephesi soğuk havada parlıyordu.En: The glass and steel facade of the İstanbul Modern Sanat Müzesi was gleaming in the cold air.Tr: İçeride, diğer sanatseverlerin arasında Kerem vardı.En: Inside, among the other art enthusiasts, was Kerem.Tr: Gözleri heyecanla parlıyordu çünkü bugün özel bir gündü, kendine has bir dokunuşla eşi Aylin'e tatlı bir sürpriz hazırlamıştı.En: His eyes were shining with excitement because today was a special day; he had prepared a sweet surprise for his spouse Aylin with a unique touch.Tr: Onların yıldönümüydü.En: It was their anniversary.Tr: Aylin, modern sanat eserlerini severdi ama son zamanlarda içindeki fırtınalarla baş ediyordu.En: Aylin loved modern art pieces, but she had recently been dealing with storms within herself.Tr: Kerem, bu yüzden Aylin'in kalbini yeniden kazanmak, ona umut vermek istiyordu.En: Kerem wanted to win back Aylin's heart, to give her hope.Tr: Bugün, Elif isimli gizemli bir sanatçının sergisi vardı.En: Today, there was an exhibition by a mysterious artist named Elif.Tr: Elif, uzun zamandır hak ettiği ilgiyi bekliyordu.En: Elif had been waiting for the attention she deserved for a long time.Tr: Müze kalabalıktı.En: The museum was crowded.Tr: Kerem, insanların arasında gezinirken Aylin’in sessizliğini kırmanın yollarını düşünüyordu.En: As Kerem wandered among the people, he thought of ways to break Aylin's silence.Tr: İkisi de sessiz adımlarla galeride dolaşıyordu.En: Both were quietly strolling through the gallery.Tr: Kerem, bu özel günü unutulmaz kılmak istiyordu ama kalabalık ve uğultu dikkatlerini dağıtıyordu.En: Kerem wanted to make this special day unforgettable, but the crowd and noise were distracting.Tr: Derken, Kerem bir karar verdi.En: Suddenly, Kerem made a decision.Tr: Zihinsel karmaşadan çıkıp, sadece bir tabloya odaklanmaları gerektiğini fark etti.En: He realized they needed to escape the mental chaos and focus on just one painting.Tr: Bu onları bir araya getirebilir, konuşmalarını sağlayabilirdi.En: This could bring them together and prompt them to talk.Tr: Birden, Elif’in bir tablosunun önünde durdular.En: Without warning, they found themselves standing in front of one of Elif's paintings.Tr: Tablo, fırtınalı bir denizi ve bu denizin ortasında bir kayığı gösteriyordu.En: The painting depicted a stormy sea and a boat in the middle of it.Tr: Aylin resme uzun uzun baktı, gözleri doldu.En: Aylin looked at the painting for a long time, her eyes filled with tears.Tr: "Bu kayık… tam da benim içimde hissettiklerim gibi," dedi sessizce.En: "This boat... it's exactly like what I feel inside," she said quietly.Tr: Kerem, Aylin’in yanına yaklaştı.En: Kerem approached Aylin.Tr: "Anlat bana," dedi yumuşakça.En: "Tell me," he said softly.Tr: Aylin derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı.En: Aylin took a deep breath and began to speak.Tr: Son zamanlardaki kaygılarını, hissettiği gerginliği, bunca zaman bastırdığı duygularını paylaştı.En: She shared her recent anxieties, the tension she felt, and the emotions she had suppressed for so long.Tr: Kerem, bütün dikkatiyle dinledi.En: Kerem listened with full attention.Tr: Elif, uzaktan onların bu özel anını fark etti.En: From afar, Elif noticed their special moment.Tr: Aylin’in gözyaşları, Kerem’in anlayışı birbirlerine olan bağlılıklarını tazeledi.En: Aylin's tears and Kerem's understanding renewed their bond to each other.Tr: İkisi de, bir kayık gibi, hayatın dalgalarında birlikte mücadele etmenin önemini anladılar.En: Both realized the importance of battling the waves of life together, like a boat.Tr: Elif, onların bu duygusal bağlantısından esinlendi.En: Elif was inspired by their emotional connection.Tr: Hikayelerini zihninde bir resim haline getirdi.En: She turned their story into a painting in her mind.Tr: İkisinin mutluluğu, onun sanatında yeni bir ilham oldu.En: Their happiness became new inspiration for her art.Tr: Kerem, basitliğin ve dinlemenin gücünü keşfetti.En: Kerem discovered the power of simplicity and listening.Tr: Aylin ise, duygularını paylaşmanın getirdiği rahatlama sayesinde kendini daha iyi hissetti.En: Aylin, feeling relieved by sharing her emotions, felt better.Tr: Bu özel gün, onları birbirlerine yeniden yaklaştırdı.En: This special day brought them closer to each other once again.Tr: Kış soğuğu artık daha katlanılabilir, müzenin içi ise daha sıcaktı.En: The winter cold was now more bearable, and the inside of the museum felt warmer. Vocabulary Words:facade: cephegleaming: parlıyorduenthusiasts: sanatseverlerspouse: eşanniversary: yıldönümüstorms: fırtınalarexhibition: sergimysterious: gizemlideserved: hak ettiğicrowded: kalabalıkstrolling: dolaşıyorduunforgettable: unutulmazchaos: karmaşadepicted: gösteriyorduapproached: yaklaştıattention: dikkatimoment: anspecial: özelbond: bağlılıkemotional: duygusalconnection: bağlantıinspired: esinlendisimplicity: basitlikrelieved: rahatlamabearable: katlanılabilirfocused: odaklanmalarıprompt: sağlayabilirdisuppressed: bastırdığırenewed: tazeledirealized: fark etti
Fluent Fiction - Turkish: Clumsy Creations: A Journey of Art and Self-Discovery Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-10-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Kış mevsiminin soğuk ve puslu bir gününde, İstanbul'un kalbinde bulunan İstanbul Modern Sanat Müzesi, modern sanat eserleriyle doluydu.En: On a cold and misty day of the winter season, the İstanbul Modern Art Museum, located in the heart of İstanbul, was filled with modern art pieces.Tr: Müzenin geniş ve aydınlık salonları, sanat meraklılarıyla dolup taşıyordu.En: The museum's spacious and bright halls were bustling with art enthusiasts.Tr: Leyla, sanat hocası Emre'yi etkilemek istiyordu.En: Leyla wanted to impress her art teacher, Emre.Tr: Onun sert ama bilgili bakışlarını üstünde hissetmek, sanat konusunda ne kadar tutkulu olduğunu göstermek istiyordu.En: She wanted to feel his stern yet knowledgeable gaze on her, to show how passionate she was about art.Tr: Ancak Leyla'nın gizli bir özelliği vardı: biraz sakardı.En: However, Leyla had a secret trait: she was a bit clumsy.Tr: Leyla, yanında en iyi arkadaşı Sevgi ile müzeye girdi.En: Leyla entered the museum with her best friend, Sevgi.Tr: Sevgi, her zaman olayların komik yönünü gören biriydi.En: Sevgi was someone who always saw the funny side of things.Tr: Leyla, Emre'nin dikkatini çekecek mükemmel bir an arıyordu.En: Leyla was searching for the perfect moment to catch Emre's attention.Tr: Kalabalık arasında onu gördü.En: She spotted him among the crowd.Tr: Emre, sakin ve kendinden emin bir şekilde bir heykelin önünde duruyordu.En: Emre was standing confidently in front of a sculpture in a calm manner.Tr: Leyla heyecanlanarak ona doğru yürümeye başladı ancak yanlışlıkla karşısındaki bir heykelin kenarına çarptı.En: Excitedly, Leyla started walking towards him, but she accidentally bumped into the edge of a nearby sculpture.Tr: Heykel hafifçe sallandı.En: The sculpture wobbled slightly.Tr: Leyla'nın kalbi yerinden çıkacakmış gibi atmaya başladı.En: Leyla's heart started pounding as if it would leap out of her chest.Tr: "Eyvah!"En: "Oh no!"Tr: diye fısıldadı Sevgi kızgın sesle.En: whispered Sevgi in an anxious voice.Tr: "Bunu düzeltmeliyiz."En: "We need to fix this."Tr: Leyla bir an panikledi ama sonra derin bir nefes aldı.En: Leyla panicked for a moment, but then took a deep breath.Tr: Emre'nin yanında olmak ve ona sanata dair ne düşündüğünü göstermek istiyordu.En: She wanted to be beside Emre and show him what she thought about art.Tr: Kendini toparladı ve dikkatle heykelin yanında durdu.En: She composed herself and stood carefully next to the sculpture.Tr: Henüz tam toparlanamamışken Emre yaklaşmıştı bile.En: Just as she was trying to steady herself, Emre had already approached.Tr: Heykelin dalgalanan gölgesi onun dikkatini çekti.En: The shifting shadow of the sculpture caught his attention.Tr: Leyla cesaretle "Bu heykelin dinamizmi, sanatçının kaosa olan bakış açısını gösteriyor," dedi.En: Courageously, Leyla said, "The dynamism of this sculpture reflects the artist's perspective on chaos."Tr: Emre bir an durdu, düşünceli bir ifadeyle Leyla'ya baktı.En: Emre paused for a moment and looked at Leyla with a contemplative expression.Tr: Tam o sırada Sevgi, Leyla'nın hemen yanında, diğer heykelin eğilen parçasını fark etti ve hızlıca düzeltmeye çalıştı.En: At that moment, Sevgi, right next to Leyla, noticed the tilting part of another sculpture and quickly tried to correct it.Tr: Her şey aniden hareketlenmiş gibi oldu ama Sevgi'nin hızlı hareketi heykelin düşmesini engelledi.En: Everything seemed to move suddenly, but Sevgi's quick action prevented the sculpture from falling.Tr: Emre gülümsedi, Leyla’ya ve ardından Sevgi’ye bakarak "Sanatın farklı yorumlarını görmek her zaman ilgimi çeker," dedi.En: Emre smiled, looking at Leyla and then at Sevgi, and said, "I am always interested in seeing different interpretations of art."Tr: Leyla, Emre'nin kendisine hafifçe gülümsediğini gördüğünde, içinin rahatladığını hissetti.En: When Leyla saw Emre smile faintly at her, she felt a sense of relief.Tr: Sevgi ise yanında kıkırdıyordu.En: Sevgi was giggling beside her.Tr: Leyla artık kusursuz olmanın değil, sanata olan tutkusunu paylaşmanın önemli olduğunu anlamıştı.En: Leyla realized that it wasn't about being perfect, but about sharing her passion for art.Tr: Heyecanla Emre'ye daha fazla sorular sormaya başladı, artık kendine daha çok güveniyordu.En: Excitedly, she began asking Emre more questions, feeling more confident about herself.Tr: Müze, Leyla için sadece sanat eserlerinin değil, aynı zamanda kendini keşfin başlangıcı olmuştu.En: The museum had become not just a place of art pieces for Leyla, but also the start of a journey for self-discovery. Vocabulary Words:misty: pusluspacious: genişenthusiasts: meraklılarıgaze: bakışstern: sertclumsy: sakarbumped: çarptıwobbled: sallandıpounding: atmakwhispered: fısıldadıanxious: kaygılıpanicked: panikledicomposed: toparladıshifting: dalgalanandynamism: dinamizmicontemplative: düşüncelitilting: eğilenprevented: engelledifaintly: hafifçerelief: rahatlamagiggle: kıkırdamakuncommon: sıradışıperspective: bakış açısıreflection: yansımachaos: kaosinterpretations: yorumlarstern: sertnoticed: fark etticonfidence: güvenself-discovery: kendini keşif
Fluent Fiction - Turkish: Locked Out at the Top: A Rooftop Adventure in İstanbul Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-09-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: İstanbul'un gökdelenlerinden birinin üzerinde, soğuk kış gününde bir çatı katı kafe vardı.En: On top of one of İstanbul's skyscrapers, there was a rooftop cafe on a cold winter day.Tr: Emir, bu kafede çalışıyordu.En: Emir worked at this cafe.Tr: O, biraz sakar ama bir o kadar da tatlı bir gençti.En: He was somewhat clumsy but equally sweet.Tr: Emir, içten içe kafedeki arkadaşı Elif’i etkilemek istiyordu.En: Emir secretly wanted to impress his colleague Elif at the cafe.Tr: O gün işler biraz karışık olsa da, Elif’e mahcup olmak istemiyordu.En: Although things were a bit hectic that day, he didn't want to embarrass himself in front of Elif.Tr: Gün boyunca rüzgar sert esiyordu.En: Throughout the day, the wind was blowing strongly.Tr: Gökyüzü mavi, ama hava keskin ve soğuktu.En: The sky was blue, but the air was sharp and cold.Tr: Emir, çatıya çıkan kapıyı yanlışlıkla arkasından kapatmıştı.En: Emir accidentally closed the door leading to the roof behind him.Tr: Bir anda çatıda tek başına kaldığını fark etti.En: Suddenly, he realized he was alone on the roof.Tr: Telefonu masanın üzerinde, içerideydi.En: His phone was on the table inside.Tr: Emir, camın diğer tarafında oturan insanları görüyor ama kimse onu duymuyordu.En: Emir could see the people sitting on the other side of the window, but no one could hear him.Tr: Emir, kapıyı açmanın yollarını düşündü.En: Emir thought about ways to open the door.Tr: Birkaç basit alet buldu.En: He found a few simple tools.Tr: Ancak kapı hâlâ açılmıyordu.En: However, the door still wouldn't open.Tr: Çaresizce düşündü, acaba en tehlikeli seçeneği mi denemeliydi?En: In desperation, he wondered if he should try the most dangerous option.Tr: Binadan aşağıya tırmanmayı düşündü, ama bu çok riskliydi.En: He thought about climbing down the building, but this was very risky.Tr: Tam ümitsizliğe kapıldığı anda, Mert’i gördü.En: Just when he was about to lose hope, he saw Mert.Tr: Mert, binanın bakım müdürüydü ve çatıya sigara içmek için çıkmıştı.En: Mert was the building's maintenance manager and had come up to the roof to smoke.Tr: Emir, hızlıca Mert’e seslendi ve neşeyle olayları anlattı.En: Emir quickly called out to Mert and cheerfully explained the situation.Tr: Mert, Emir’in bu duruma nasıl düştüğünü görünce güldü.En: Mert laughed when he saw how Emir had gotten into this predicament.Tr: Ama neyse ki kapıyı açarak Emir’i içeri aldı.En: But fortunately, he opened the door and let Emir inside.Tr: Emir, hemen kafeye indi. Sanki hiçbir şey olmamış gibi işine devam etti.En: Emir immediately went down to the cafe and continued his work as if nothing had happened.Tr: Elif, her şeyden habersizdi.En: Elif was unaware of everything.Tr: O gün, Emir bir şeyler öğrenmişti: Daha dikkatli olması gerektiğini ve ufak bir vukuattan nasıl güzel bir hikaye çıkabileceğini.En: That day, Emir learned a few things: he needed to be more careful and how a small mishap could turn into a good story.Tr: Mert ile aralarında güçlü bir dostluk oluştu.En: A strong friendship formed between him and Mert.Tr: O günden sonra, Emir çatıya her çıktığında yanına anahtar almayı unutmadı.En: From that day on, every time Emir went to the roof, he didn't forget to take the key with him.Tr: Artık Mert’le bu hikayeyi arada sırada hatırlayıp gülüyorlardı.En: Now, he and Mert would occasionally remember this story and laugh.Tr: Emir için bu yaşadığı, yeni bir macera ve unutulmaz bir kış günü olarak hafızasında kaldı.En: For Emir, this experience remained in his memory as a new adventure and an unforgettable winter day. Vocabulary Words:skyscraper: gökdelenrooftop: çatı katıclumsy: sakarcolleague: arkadaşhectic: karışıkembarrass: mahcupsharp: keskinaccidentally: yanlışlıkladesperation: çaresizlikpredicament: durummaintenance: bakımmanager: müdürmishap: vukuatadventure: maceraunforgettable: unutulmazwinter: kışimpress: etkilemeksecretly: içten içerealize: fark etmekrisky: risklicareful: dikkatlifriendship: dostluklaugh: gülmekmemory: hafızaoccasionally: arada sıradafortunately: neyse kicheerfully: neşeyleexplained: anlattıhopeless: ümitsizoption: seçenek
Fluent Fiction - Turkish: New Beginnings: A Family Reunites Under Galata's Lights Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-09-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Emre, eski yılların yükünü omuzlarında taşıyarak Galata Kulesi'ne doğru yürüdü.En: Emre, carrying the weight of past years on his shoulders, walked towards the Galata Kulesi.Tr: Kış rüzgarı sert, ama umut doluydu.En: The winter wind was harsh, yet full of hope.Tr: Yıllardır görmediği kardeşleri Leyla ve Selim'i bekliyordu.En: He was waiting for his siblings Leyla and Selim, whom he hadn't seen for years.Tr: Yeni Yıl arifesi, herkesi yeniden bir araya getirmek için mükemmel bir zaman gibi görünüyordu.En: New Year's Eve seemed like the perfect time to bring everyone together again.Tr: Emre, kapıda durdu ve İstanbul'un büyüleyici manzarasına daldı.En: Emre stopped at the door and immersed himself in the mesmerizing view of İstanbul.Tr: Tarihi Galata Kulesi'nin eteklerinde, geçmişin yaraları ve İstanbul'un güzelliği birbirine karıştı.En: At the foot of the historic Galata Kulesi, the wounds of the past and the beauty of İstanbul intertwined.Tr: İçindeki umut, kentin ışıkları kadar parlıyordu.En: The hope within him shone as brightly as the city's lights.Tr: Elinde, Leyla ve Selim'e gönderdiği o mektup vardı.En: In his hand was the letter he sent to Leyla and Selim.Tr: Onlardan bir cevap almayı bile ummamıştı, ama işte oradaydı.En: He hadn't even hoped for a response from them, but there he was.Tr: Kısa süre sonra Leyla ve Selim yanına geldi.En: Soon, Leyla and Selim joined him.Tr: İlk anlar garipti.En: The initial moments were awkward.Tr: Aralarındaki sessizlik soğuk rüzgar kadar keskin.En: The silence between them was as sharp as the cold wind.Tr: Leyla tereddütle, "Emre, neden şimdi?" diye sordu.En: Leyla hesitantly asked, "Emre, why now?"Tr: Emre derin bir nefes aldı.En: Emre took a deep breath.Tr: "Çünkü aile önemli. Geçmişteki hatalarımızı düzeltmek istiyorum. Yeni bir başlangıç," dedi.En: "Because family is important. I want to correct the mistakes of the past. A new beginning," he said.Tr: Selim, ciddiyetle, "Geçmişi geride bırakmak kolay değil," dedi.En: Selim, with seriousness, said, "It's not easy to leave the past behind."Tr: Emre, kardeşinin gözlerindeki kırgınlığı gördü ve anladı.En: Emre saw the hurt in his brother's eyes and understood.Tr: Ama oradaki bir ışık da fark etti - özlem ve aidiyet.En: But he also noticed a light there—a longing and a sense of belonging.Tr: Havai fişekler geceyi aydınlatmaya başladığında, duygular daha da belirgin hale geldi.En: As fireworks began to light up the night, their emotions became even more apparent.Tr: Uzun zamandır bastırılmış incinmeler su yüzüne çıktı.En: Long-suppressed hurts surfaced.Tr: Üçü de eski tartışmalardan bahsetti.En: All three spoke of old arguments.Tr: Bilinmez ve yaralayıcı sözler yüzleşti.En: Unknown and hurtful words were confronted.Tr: Ama her itiraf ardından affetme sözü geldi.En: But each confession was followed by a promise of forgiveness.Tr: Sonunda Leyla hafifçe gülümsedi ve "Geçmişi değiştiremeyiz, ama geleceğimizi biz belirleriz," dedi.En: Finally, Leyla smiled slightly and said, "We can't change the past, but we can determine our future."Tr: Bu sözlerle, kardeşler yavaşça birbirlerine döndüler.En: With these words, the siblings slowly turned to one another.Tr: İhtiyatlı ama samimi bir sarılma, çatlayan bağların yeniden örülmesi için ilk adım oldu.En: A cautious yet sincere hug was the first step in weaving the fractured bonds back together.Tr: Emre, kuleden aşağıya bakarken özgürlüğü hissetti.En: Emre, looking down from the tower, felt a sense of freedom.Tr: İlişkilerdeki kırılganlığın ve samimiyetin önemini kavramıştı.En: He had come to understand the importance of fragility and sincerity in relationships.Tr: Artık yeni yıl, yeni başlangıçlar ve yenilenmiş bir aile bağları ile karşılarına çıkıyordu.En: Now, a new year, new beginnings, and renewed family ties lay ahead of them.Tr: Her şey çözülmedi, ama birlikte ilerlemek için kararlıydılar.En: Not everything was resolved, but they were determined to move forward together.Tr: Tek bir gece, üç hayatı bu kadar değiştirebilir miydi?En: Could a single night change three lives this much?Tr: Galata'nın ışıkları kadar parlak bu umut, hepsine yetecek kadar güçlüydü.En: This hope, as bright as the lights of Galata, was strong enough for all of them. Vocabulary Words:carrying: taşıyarakweight: yükharsh: sertimmersed: daldımesmerizing: büyüleyiciintertwined: karıştıresponse: cevapawkward: gariphesitantly: tereddütlecorrect: düzeltmekmistakes: hatalarseriousness: ciddiyethurt: kırgınlıklonging: özlememotions: duygularsuppressed: bastırılmışconfronted: yüzleşticonfession: itiraftandetermined: belirlerizcautious: ihtiyatlısincere: samimiweaving: örülmesifreedom: özgürlükfragility: kırılganlıkunderstand: kavramıştıresolved: çözülmedirenewed: yenilenmişfuture: geleceğimizibelonging: aidiyetforgiveness: affetme
Fluent Fiction - Turkish: Poetry and Paint: An Istanbul Winter Romance Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-08-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: İstanbul'un kalbinde, boğazın mavi sularının yakınında bir lise... Öğrenciler kâh sınıflara giriyor, kâh kitap okuyor.En: In the heart of İstanbul, near the blue waters of the Bosphorus, there was a high school... Students were either heading into classrooms or reading books.Tr: Emre de onların arasındaydı.En: Emre was among them.Tr: Ders zili çaldığında Emre edebiyat sınıfına yöneldi.En: When the school bell rang, Emre headed towards the literature class.Tr: Sınıfta, cıvıl cıvıl bir kalabalık vardı.En: There was a lively crowd in the classroom.Tr: Sınıfın içinde Leyla da dikkat çekiyordu.En: Among them, Leyla stood out.Tr: Gülümseyen yüzü, enerji dolu hareketleriyle herkesin ilgi odağıydı.En: With her smiling face and energetic movements, she was the center of attention.Tr: Edebiyat öğretmeni, gruplar hâlinde bir proje yapılacağını açıkladı.En: The literature teacher announced that a project would be done in groups.Tr: Emre ve Leyla aynı grupta yer aldı.En: Emre and Leyla were placed in the same group.Tr: Emre biraz çekingen, fakat zeki bir gençti.En: Emre was a somewhat shy but intelligent young man.Tr: Esasında şiir yazmayı çok seviyordu.En: In fact, he loved writing poetry.Tr: Leyla ise resim yaparken kendini bulurdu; renklerin dansı onu başka bir dünyaya götürürdü.En: Meanwhile, Leyla found herself in painting; the dance of colors took her to another world.Tr: Projenin konusu, Türk edebiyatında duygu ve düşüncelerin ifade edilmesiydi.En: The project's topic was the expression of emotions and thoughts in Turkish literature.Tr: Emre, şiirlerini projeye dâhil etmeyi düşündü.En: Emre thought of including his poems in the project.Tr: Ancak Leyla'nın sanatına olan hayranlığına rağmen, duygularını ifade etmekten çekiniyordu.En: However, despite his admiration for Leyla's art, he was reluctant to express his feelings.Tr: Bir kış günü, dışarıda kar yağarken kütüphane sessizdi.En: On a winter day, while it was snowing outside, the library was quiet.Tr: Emre, yazdığı şiirleri projeye gizlice koydu.En: Emre secretly included his poems in the project.Tr: Şiirler duyduğu sevgiyi ve hayranlığı ifade ediyordu.En: The poems expressed the love and admiration he felt.Tr: Leyla bu şiirleri fark etmezse diye korkuyordu ama başka bir çare gelmiyordu aklına.En: He feared that Leyla wouldn't notice these poems, but no other solution came to his mind.Tr: Projenin sunum günü geldi çattı.En: The day of the project's presentation finally arrived.Tr: Leyla, hazırlıkları yaparken Emre’nin şiirlerine rastladı.En: While preparing, Leyla came across Emre’s poems.Tr: Şiirlerin içindeki duygular ona tanıdık geldi.En: The emotions within the poems felt familiar to her.Tr: Birden Emre'nin yanına gitti.En: Suddenly, she went to Emre.Tr: "Bu şiirler kimin?" diye sordu.En: "Whose poems are these?" she asked.Tr: Emre'nin yüzü kızardı, ama cesaretini topladı.En: Emre’s face turned red, but he gathered his courage.Tr: "Benim," dedi sessizce.En: "They're mine," he said quietly.Tr: Leyla, Emre'nin gözlerinin içine bakarak gülümsedi. "Ne kadar güzel hissettirmeyi başarmışsın," dedi Leyla.En: Leyla, smiling as she looked into Emre’s eyes, said, "You’ve managed to convey such beautiful feelings."Tr: "Senin de hislerini anladım."En: "I understand your feelings too."Tr: O anda Emre'nin içindeki kaygı ortadan kalktı.En: In that moment, Emre’s worries disappeared.Tr: Artık duygularını ifade edebilmek için korkmasına gerek yoktu.En: He no longer needed to be afraid of expressing his emotions.Tr: Emre ve Leyla'nın arasında yeni bir dostluk ve belki de bir aşk filizlenmeye başladı.En: A new friendship, and perhaps even a romance, began to bloom between Emre and Leyla.Tr: Artık Emre daha cesurdu.En: Now Emre was bolder.Tr: Şiirlerini elinden düşürmüyor, her fırsatta duygularını kâğıda döküyordu.En: He never let go of his poems, turning his feelings into words at every opportunity.Tr: Ve Leyla da resimleriyle ona eşlik ediyordu.En: And Leyla accompanied him with her paintings.Tr: Böylece kışın soğuk günlerinde iki genç, sıcak bir dostluğun temellerini attılar.En: Thus, in the cold days of winter, two young people laid the foundations of a warm friendship.Tr: İstanbul’un sokaklarında gezerken sevdiler, yaşadılar, birbirlerine şiir ve resimlerle dokundular.En: They loved, lived, and touched each other with poems and paintings while wandering the streets of İstanbul.Tr: Emre artık, risk almanın ve duygularını ifade etmenin güzelliğini öğrenmişti.En: Emre had now learned the beauty of taking risks and expressing his feelings. Vocabulary Words:heart: kalpbell: zillively: cıvıl cıvılcrowd: kalabalıkattention: ilgiannounce: açıklamakproject: projegroup: grupthought: düşünceliterature: edebiyatintelligent: zekipoetry: şiirexpress: ifade etmekemotion: duyguadmiration: hayranlıkreluctant: çekingeninclude: dâhil etmekquiet: sessizsecretly: gizliceconvey: hissettirmekfamiliar: tanıdıkcourage: cesaretworry: kaygıfriendship: dostlukbloom: filizlenmekopportunity: fırsatwander: gezmekrisk: riskfoundation: temelfear: korkmak
Fluent Fiction - Turkish: Istanbul's Frozen Canvas: A Tale of Friendship in the Snow Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-08-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Büyük Çamlıca Tepesi'nde kışın sabahı.En: A winter morning on the Büyük Çamlıca Tepesi.Tr: İstanbul'un beyaz örtüsü altında kaldığı bu günde her şey sakin.En: On this day when Istanbul is under a white blanket, everything is calm.Tr: Emir elinde fotoğraf makinesiyle tepeye doğru ilerliyor.En: Emir is moving towards the hill with his camera in hand.Tr: Gökyüzü gri, ama kar taneleri yavaşça iniyor.En: The sky is gray, but snowflakes are falling slowly.Tr: Emir, fotoğrafına günün ilk ışıklarını ve karın huzurunu sığdırmak istiyor.En: Emir wants to capture the first light of the day and the tranquility of the snow in his photo.Tr: O, sıkıcı şehir işinden kaçıp kendine yeni bir dünya yaratmaya çalışan amatör bir fotoğrafçı.En: He is an amateur photographer trying to escape the tedious city job and create a new world for himself.Tr: Orada yalnız olmadığını fark ediyor.En: He realizes he's not alone there.Tr: Leyla, ince bir kar örtüsü altında yatan ağaçların güzelliğini arıyor.En: Leyla is seeking the beauty of trees lying under a thin layer of snow.Tr: O, üniversite ödevine ilham bulmaya çalışan bir sanat öğrencisi.En: She is an art student trying to find inspiration for her university assignment.Tr: İkisinin de gözleri karla kaplı manzarayı inceleyerek en iyi fotoğraf karesini çekmek istiyor.En: Both of their eyes are examining the snow-covered landscape, aiming to capture the best photo frame.Tr: Emir ve Leyla, en ideal çekim noktasına varınca birbirlerini fark ediyorlar.En: When Emir and Leyla reach the ideal shooting spot, they notice each other.Tr: Kısa bir sessizlik oluyor; aralarındaki rekabet büyüyor.En: There is a short silence; the competition between them grows.Tr: Ama Emir, kibar bir gülümsemeyle Leyla'ya yer veriyor.En: But Emir, with a polite smile, gives way to Leyla.Tr: Birlikte çalışmanın yeni fikirler doğurabileceğini düşünüyor.En: He thinks that working together can bring about new ideas.Tr: Beraber en güzel kar manzarasını yakalamaya çalışıyorlar.En: They try to capture the most beautiful snow scene together.Tr: O sırada, aniden bir kar fırtınası başlıyor.En: At that moment, suddenly a snowstorm begins.Tr: Çevre beyaza bürünüyor.En: The surroundings turn white.Tr: Hemen yakındaki küçük bir kulübeye sığınıyorlar.En: They take refuge in a nearby small hut.Tr: Kulübe, fırtınadan korunmak ve sıcak bir nefes almak için ideal.En: The hut is ideal for sheltering from the storm and taking a warm breath.Tr: İçeride vakit geçirdikçe konuşmaya başlıyorlar.En: As they spend time inside, they start talking.Tr: Kendi fotoğraflarını ve perspektiflerini paylaşıyorlar.En: They share their own photos and perspectives.Tr: Fırtına durulurken pencereden giren ışığın, karların üzerindeki etkisini fark ediyorlar.En: As the storm calms, they notice the effect of the light entering through the window on the snow.Tr: Makinalarını çıkarıp bu eşsiz anı ölümsüzleştiriyorlar.En: They take out their cameras and immortalize this unique moment.Tr: Çünkü böyle bir kare, tek başlarına asla yakalanamazdı.En: Because such a frame would never be captured alone.Tr: Bir süre sonra, yarışma sonuçlandığında ikisinin de adı anons ediliyor.En: After some time, when the competition concludes, both of their names are announced.Tr: Ortak çalışmalarından dolayı bir ödül kazanıyorlar.En: They win an award for their joint effort.Tr: Başlamak üzere olan bir ortaklık için harika bir başlangıç.En: A great start for a partnership that is about to begin.Tr: Emir, işbirliği yapmanın ve yeni fırsatlara açık olmanın önemini anlıyor.En: Emir realizes the importance of collaboration and being open to new opportunities.Tr: Leyla ise, sanatındaki vizyonunu paylaşarak daha güçlü hissediyor.En: Leyla, on the other hand, feels stronger by sharing her vision in her art.Tr: İstanbul yine kar altında kalırken, Büyük Çamlıca'nın tepesinde yeni bir dostluk ve ortaklık doğuyor.En: While Istanbul remains under the snow, a new friendship and partnership is born on the top of Büyük Çamlıca.Tr: İkili için ise bu, sadece bir başlangıç.En: For the pair, however, this is just the beginning.Tr: Çünkü onların gözünde, hayatı en iyi anlatan şey işte: bir fotoğraf karesi.En: Because, in their eyes, the best way to tell life is this: a photograph. Vocabulary Words:tranquility: huzurtedious: sıkıcıamateur: amatörinspiration: ilhamlandscape: manzaraframe: karecompetition: rekabetpolite: kibarnew ideas: yeni fikirlersnowstorm: kar fırtınasırefuge: sığınaksheltering: korunmakstorm calms: fırtına durulurkenperspectives: perspektiflerimmortalize: ölümsüzleştirmekunique: eşsizpartnership: ortaklıkcollaboration: işbirliğiopportunities: fırsatlarvision: vizyonremains: kalıyorblanket: örtürealizes: fark ediyorexamining: incelemekannounced: anons ediliyoraward: ödüljoint effort: ortak çalışmacapture: yakalmaktake refuge: sığınmakconcludes: sonuçlanıyor
loading
Comments